Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

11 eylül ile geldiler iran savaşı ile giderler

Türkiye’de normal şartlarda bir sonraki genel seçimlerin 2028’de yapılması bekleniyor. Mevcut anayasal düzende seçimler beş yılda bir yapılıyor; ayrıca Anayasa’daki iki dönem sınırı nedeniyle Cumhurbaşkanı’nın yeniden adaylığı tartışmasında kritik başlık, seçimlerin normal tarihinde yapılması değil, TBMM’nin seçimlerin yenilenmesine karar verip vermemesi oluyor. Çünkü ikinci dönem içindeki bir Meclis yenileme kararı, yeniden adaylık yolunu açabilecek istisna olarak yorumlanıyor.  Bu yüzden siyasetin önümüzdeki dönemde en kritik hesaplarından biri, seçimin zamanlaması olabilir. 2028’e çok yaklaşmış bir tarihte alınacak “erken seçim” kararı, siyasal anlamını kısmen yitirebilir; bu nedenle daha makul görünen senaryo, seçim takviminin yaklaşık bir yıl kadar öne çekilmesi ihtimali. Böyle bir tabloda iktidarın temel hedefinin, ekonomide görece bir toparlanma görüntüsü verip seçmene o iklim içinde gitmek olduğu düşünülebilir. Bu, elbette resmi olarak ilan edilmiş bir strateji değil; ama m...

Adem ile Havva’nın Cennetten Atılmasına Neden Olan Günah Gerçekten Bir Elma mıydı?

Adem ile Havva’nın Cennetten Atılmasına Neden Olan Günah Gerçekten Bir Elma mıydı? Adem ile Havva hikâyesi yüzyıllardır insanlığa aynı görüntüyle anlatıldı: yasak bir meyve, işlenen ilk günah ve ardından cennetten kovuluş. Ama ben uzun zamandır bu hikâyedeki elmanın gerçek bir elma olduğuna inanmıyorum. Hatta daha ileri giderek şunu düşünüyorum: Sadece elma değil, bu hikâyenin tamamı baştan sona sembolik bir anlatımdır. Adem ile Havva’nın cennetten kovulmasına sebep olan asıl günah sekstir. Elma ise, bu günahın adını bile anmaya utananların kullandığı bir örtüdür. Hristiyanlıkta bu yüzden yeni doğan çocuklar vaftiz edilerek günahlarından arındırılır. Çünkü her yeni doğan çocuk, bir günahın ürünüdür: seks. Veenker, Ronald A. “Forbidden Fruit: Ancient Near Eastern Sexual Metaphors.”  Hebrew Union College Annual , vol. 70/71, 1999, pp. 57–73.  JSTOR , http://www.jstor.org/stable/23508866. Accessed 31 Mar. 2026. Belki de burada anlatılan şey, sanıldığı gibi basit bir itaatsi...

Ya Dünyanın Canı Varsa?

  İnsan, Dünya’yı çoğu zaman sadece üzerinde yaşadığı bir yer gibi düşünüyor. Üzerine şehirler kurduğumuz, sınırlar çizdiğimiz, kaynaklarını kullandığımız, bazen de hoyratça tükettiğimiz bir yer. Oysa belki en baştan beri yanlış soruyu soruyoruz. Belki asıl soru şudur: Dünya sadece yaşadığımız bir yer mi, yoksa kendi başına yaşayan bir şey mi? Bu düşünce, ilk bakışta şiirsel ya da mistik gelebilir. Ama aslında bilim dünyasında da buna yaklaşan bir fikir var: Gaia hipotezi. Bu hipoteze göre Dünya, yalnızca canlıların üzerinde bulunduğu cansız bir taş küresi değildir. Atmosferi, okyanusları, toprağı, bitkileri, mikroorganizmaları ve tüm yaşam formlarıyla birlikte kendi dengesini koruyan dev bir sistem gibi çalışır. Yani yaşam, Dünya’nın üstünde duran bir şey değil; Dünya’nın işleyişinin bir parçasıdır. Gaia hipotezi, Dünya’nın insan gibi düşündüğünü söylemez. Daha çok, onun bir organizma gibi davrandığını ima eder. Sıcaklık dengesi, atmosferin yaşamı mümkün kılan yapısı, okyanusl...

Farketmediğiniz psikopatlar

  Hayatta insanı en çok sarsan şeylerden biri, hasta olduğunu düşündüğü insanlardan değil; normal, sıradan, sağlıklı sandığı insanlardan zarar görmesidir. Çünkü insan, kötülüğü çoğu zaman uzakta arar. Tehlikeli olanın yüzünde bir işaret olmasını bekler. Acımasız olanın kendini belli edeceğini sanır. Oysa gerçek hayat bazen böyle işlemez. Bazen en ağır yaraları, toplum içinde son derece normal görünen, konuşabilen, gülebilen, sosyal hayatın içinde yer alan ama derinlerde ciddi bir duygu eksikliği taşıyan insanlar açar. Bazı insanlar vardır; dışarıdan bakıldığında hasta görünmezler. Hatta birçok kişi onları güçlü, kendinden emin, soğukkanlı, hatta karizmatik bile bulabilir. Ama onların içinde başkalarının acısına karşı doğal bir sarsılma yoktur. Bir insanın canının yanması onları durdurmaz. Birinin korkması, üzülmesi, ezilmesi, aşağılanması onlarda beklenen vicdani tepkiyi doğurmaz. İşte en tehlikeli nokta da budur. Çünkü bu tür insanlar, hasta gibi görünmeden ağır yaralar açabilir...