Türkiye’de normal şartlarda bir sonraki genel seçimlerin 2028’de yapılması bekleniyor. Mevcut anayasal düzende seçimler beş yılda bir yapılıyor; ayrıca Anayasa’daki iki dönem sınırı nedeniyle Cumhurbaşkanı’nın yeniden adaylığı tartışmasında kritik başlık, seçimlerin normal tarihinde yapılması değil, TBMM’nin seçimlerin yenilenmesine karar verip vermemesi oluyor. Çünkü ikinci dönem içindeki bir Meclis yenileme kararı, yeniden adaylık yolunu açabilecek istisna olarak yorumlanıyor.
Bu yüzden siyasetin önümüzdeki dönemde en kritik hesaplarından biri, seçimin zamanlaması olabilir. 2028’e çok yaklaşmış bir tarihte alınacak “erken seçim” kararı, siyasal anlamını kısmen yitirebilir; bu nedenle daha makul görünen senaryo, seçim takviminin yaklaşık bir yıl kadar öne çekilmesi ihtimali. Böyle bir tabloda iktidarın temel hedefinin, ekonomide görece bir toparlanma görüntüsü verip seçmene o iklim içinde gitmek olduğu düşünülebilir. Bu, elbette resmi olarak ilan edilmiş bir strateji değil; ama mevcut tabloya bakınca güçlü bir siyasi olasılık gibi duruyor.
Ne var ki bölgedeki savaş bu hesabı bozuyor. Mart 2026 itibarıyla İran’daki savaşın yarattığı bölgesel sarsıntı, Türkiye piyasalarını da baskı altına aldı. Reuters’ın aktardığına göre Merkez Bankası savaşın başlamasından bu yana döviz satışları yaptı; ayrıca son haftada altın rezervlerinde sert düşüş görüldü. Aynı dönemde kur baskısı ve piyasa oynaklığı nedeniyle faiz indirim sürecinin de durakladığı, politika faizinin mart ayında yüzde 37’de tutulduğu bildirildi.
Yani özetle, iktidarın önünde kurulmak istenen takvim ile bölgenin dayattığı gerçeklik arasında bir çarpışma var. Bir yanda seçimden önce düşen faizler, sakinleşen kur ve toparlanan ekonomi görüntüsü; öte yanda savaşın yükselttiği enerji maliyetleri, TL üzerindeki baskı ve rezerv tartışmaları. Nitekim S&P de savaşın enerji etkileri nedeniyle Türkiye enflasyon görünümünü yukarı çekti. Bu da seçim ekonomisi kurulmak isteniyorsa, işin artık eskisi kadar kolay olmadığını gösteriyor.
Belki de asıl mesele tam burada düğümleniyor: Sandığı öne almak için uygun ekonomik iklim gerekir; ama bölgesel savaşlar, siyasi planların değil kendi sert takvimlerinin işlemesini sağlar. Bugün Türkiye’de konuşulan sadece “seçim ne zaman olacak?” sorusu değil. Asıl soru şu: Seçime gidene kadar ekonomi gerçekten toparlanabilecek mi, yoksa dış gelişmeler bütün hesapları bozacak mı?
Beklenmeyen bu İran savaşı, Akp’nin bütün seçim strejisini bozduğu içim belki de Erdoğan açısından artık en mantıklı yol, seçimi öne çekmek değil, seçimi ertelemek olarak görülebilir. Ancak burada da ayrı bir anayasal sorun doğuyor. Çünkü Anayasa’ya göre seçimlerin geriye bırakılması ancak savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkân görülmezse ve TBMM kararıyla mümkün. Üstelik bu durum, seçimlerin yenilenmesi yoluyla oluşan “bir kez daha aday olabilme” istisnasıyla aynı şey değil. Anayasa bir yandan “bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir” derken, diğer yandan sadece Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde bir kez daha adaylığa kapı aralıyor. Bu nedenle, seçim ertelemesi siyasi olarak daha mantıklı bir seçenek gibi görünse bile, Erdoğan’ın yeniden adaylığı bakımından anayasal bir çözüm üretmeyebilir.
Yorumlar
Yorum Gönder