Ana içeriğe atla

Fotokopinin fotokopisi bir sözde diploma

 Noter ve Diploma İddiaları

Türkiye siyasi tarihinin en tartışmalı dosyalarından biri, kuşkusuz 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) sunulan üniversite diploması belgeleridir. Aradan geçen yıllara rağmen tazeliğini koruyan bu iddialar, sadece bir "eğitim durumu" sorgulaması değil, aynı zamanda hukuk, noterlik mevzuatı ve bürokratik işlemler yumağı haline gelmiş durumda.

Bugün, bu iddiaların merkezinde yer alan o "noter tasdikli" belgeyi ve işlem sürecindeki soru işaretlerini mercek altına alıyoruz.

İddiaların Odağındaki İşlem Akışı

İddiaya göre süreç, hukuki usullerin dışına çıkan bir dizi olayla şekilleniyor:

Aslı Olmayan Fotokopi: İddianın temelinde, YSK'ya sunulan belgenin aslında bir diplomanın orijinali değil, "sahte olduğu öne sürülen" bir belgenin fotokopisi olduğu yatıyor.

Yetkisiz Teslimat: Belgenin, resmi bir vekaleti veya bu işlemi yapmaya hukuki yetkisi bulunmayan bir şoför aracılığıyla notere ulaştırıldığı söyleniyor.

"Aslı Görülmeden" Onay: Noterlik Kanunu’na göre, bir belgenin "Aslı Gibidir" yapılabilmesi için belgenin orijinalinin noter huzurunda olması zorunludur. Ancak iddiaya göre, 27 Haziran 2014 tarihinde, İstanbul 15. Noterliği’nde bu kural ihlal edildi.

1103 Yevmiye Numaralı İşlem: Emine Seven ve Necla Akgün

Sürecin teknik detaylarına indiğimizde karşımıza çıkan isimler ve tarihler oldukça spesifik:

1. İşlem Sahibi: Tasdik işlemi, Noter Katibi Emine Seven tarafından gerçekleştiriliyor.

2. Kayıt: İşlem, 1103 yevmiye numarası ile resmi kayıtlara geçiyor.

3. Hukuka Aykırı Şerh: Katip Emine Seven’in, önündeki belgenin aslı olmadığını bilmesine rağmen, sıradan bir A4 fotokopi üzerine "aslı gibidir" şerhi vurduğu, mühür ve imza ile belgeyi "resmi" bir statüye kavuşturduğu iddia ediliyor.

Türkiye Noterler Birliği’nin Kararı

Bu iddiaları sadece birer siyasi söylem olmaktan çıkarıp hukuki bir boyuta taşıyan gelişme ise Türkiye Noterler Birliği (TNB) tarafından verilen disiplin kararıdır.

TNB, usulsüz işlem yaptığı öne sürülen katip hakkında soruşturma açmayan İstanbul 15. Noteri Necla Akgün’e "uyarma" cezası vermiştir. Bu ceza, hukuk çevrelerinde "usulsüz bir işlemin kabulü" olarak yorumlanmış ve tartışmaları daha da alevlendirmiştir.

Sonuç: Seçimin Kaderini Etkileyen Belge

Eğer iddialar doğruysa, YSK’ya teslim edilen ve bir adayın seçime girmesi için "olmazsa olmaz" şart olan lisans diploması, aslında hukuk dışı yollarla oluşturulmuş bir "resmi belge" hükmündeydi. Bu durum, sadece kişisel bir evrak meselesi değil, anayasal bir şartın yerine getirilip getirilmediği sorusunu da beraberinde getirmektedir.




Yedek Subaylık Paradoksu: TSK Kayıtları Ne Diyor?

Diploma tartışmalarının sosyal medyadaki en ateşli cephesi kuşkusuz askerlik statüsü üzerinden yürütülüyor. Bu noktada iki zıt kutup, kendi argümanlarını şu şekilde temellendiriyor:

1. Savunma Kanadı: "Diplomasız Yedek Subay Olunmaz"

Erdoğan taraftarlarının en temel dayanağı, Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki (TSK) katı bürokratik hiyerarşi. Argüman oldukça net:

• Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre, yedek subay (asteğmen) olarak askerlik yapabilmek için 4 yıllık bir fakülte mezunu olmak şarttır.

• Erdoğan askerliğini yedek subay olarak yaptığına göre, o tarihte TSK’ya geçerli bir mezuniyet belgesi sunmuş olmalıdır.

• "TSK gibi disiplinli bir kurumun diplomasız birini subay yapması imkansızdır" görüşü, savunmanın ana omurgasını oluşturuyor.

2. Karşı Argüman: "Dijital Teyit Öncesi Dönem"

Erdoğan karşıtları ve konuyu araştıran aktivistler ise bu savunmaya "dönemsel teknoloji" eksikliğiyle yanıt veriyor. Bu iddiaya göre:

Double-Check (Çifte Kontrol) Yoksunluğu: Erdoğan’ın askerlik yaptığı yıllarda bugünkü gibi e-Devlet, YÖKSİS veya merkezi veri tabanları bulunmuyordu. Kurumlar arası veri paylaşımı manuel dosyalama sistemine dayalıydı.

Beyan Esası: İddia şu ki; o dönemde TSK, kendisine sunulan mezuniyet belgelerini "doğru" kabul ediyor, üniversitelerin arşivlerine inip tek tek teyit (verification) mekanizması işletmiyordu.

Belgenin Kaynağı: Tıpkı 2014’teki noter sürecinde olduğu gibi, askerlik şubesine verilen belgenin de aslında sahte bir temele dayandığı, ancak o günün şartlarında "sorgulanmadan" kabul edildiği öne sürülüyor.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

PKK - ABDULLAH ÖCALAN (TÜRKÇE)

Abdullah Öcalan , PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) kurucusu ve lideridir. Türkiye’de ve birçok ülkede PKK terör örgütü olarak kabul edilir. Öcalan, Türkiye’de yargılanmış ve çeşitli ağır suçlardan hüküm giymiştir. Türkiye’de Mahkemece Sabit Görülen Başlıca Suçlar Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak Türk Ceza Kanunu’nun en ağır suçlarından biridir. Silahlı örgüt yoluyla Türkiye’den toprak koparmaya teşebbüs kapsamında değerlendirilmiştir. Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek PKK’nın kurucusu ve lideri olarak örgütün tüm faaliyetlerinden sorumlu tutulmuştur. Binlerce kişinin ölümüne neden olan eylemleri planlamak ve talimat vermek Sivil, asker ve güvenlik görevlilerine yönelik saldırılar dahil. Silahlı isyan ve terör faaliyetlerini sevk ve idare etmek Türkiye içinde ve sınır ötesinde yürütülen silahlı faaliyetler. Adam öldürmeye azmettirme (çok sayıda olay kapsamında) Doğrudan değil, örgüt lideri sıfatıyla emir ve talimat yoluyla. Silahlı saldırılar, b...

kemal kılıçdaroğlu

Diyor ki; “arınmamız lazım” sözde kendisi çok temizmiş ya… Tüm hayatı boyunca sadece iyilik yapmış biri gerçekten iyi midir? Hiç kötülük yapmamış biri gerçekten iyi midir? Gerçek iyi gerektiğinde iyilik için kötülük yapabilendir. Sırf sen ellerini kirletmeyeceksin diye masum insanlar cehennemde yanıyor. Bu senin temiz olduğun anlamına gelmiyor bu senin bencil olduğun anlamına geliyor. Masum insanlar cehennemde yanarken ben iyi olmayı bırakıp elimi pisliğe daldırınca kötü mü oluyorum? Yoksa fedakar mı?! Sen üstünü başını temiz tut aman kirlenmesin ellerin! Kuralların herkes için eşit işlemediği bir dünyada yaşıyoruz. Bazıları için hukuk vardır; bazıları için ise hukuk, yalnızca başkalarına uygulanacak bir araçtır. Bir taraf en küçük hatasında cezalandırılırken, diğer taraf neredeyse sınırsız bir özgürlüğe sahiptir. Böyle bir düzende rekabet adil değildir; zarlar en başından hilelidir. İşte bu yüzden insan kendine şu soruyu sormaya başlar: Böyle bir ortamda ahlaklı kalmak gerçekten erdem...