Diyor ki; “arınmamız lazım” sözde kendisi çok temizmiş ya…
Tüm hayatı boyunca sadece iyilik yapmış biri gerçekten iyi midir? Hiç kötülük yapmamış biri gerçekten iyi midir? Gerçek iyi gerektiğinde iyilik için kötülük yapabilendir. Sırf sen ellerini kirletmeyeceksin diye masum insanlar cehennemde yanıyor. Bu senin temiz olduğun anlamına gelmiyor bu senin bencil olduğun anlamına geliyor. Masum insanlar cehennemde yanarken ben iyi olmayı bırakıp elimi pisliğe daldırınca kötü mü oluyorum? Yoksa fedakar mı?! Sen üstünü başını temiz tut aman kirlenmesin ellerin!
Kuralların herkes için eşit işlemediği bir dünyada yaşıyoruz. Bazıları için hukuk vardır; bazıları için ise hukuk, yalnızca başkalarına uygulanacak bir araçtır. Bir taraf en küçük hatasında cezalandırılırken, diğer taraf neredeyse sınırsız bir özgürlüğe sahiptir. Böyle bir düzende rekabet adil değildir; zarlar en başından hilelidir.
İşte bu yüzden insan kendine şu soruyu sormaya başlar:
Böyle bir ortamda ahlaklı kalmak gerçekten erdem midir, yoksa yalnızca kaybetmeyi kabullenmek mi?
Çünkü karşındaki kişi hiçbir sınır tanımıyorsa, senin sınırların onun silahına dönüşebilir. O kuralsızca hareket ederken sen kendi vicdanının içine hapsolursun. Ve bir noktadan sonra mesele sadece “iyi biri olmak” olmaktan çıkar; sevdiklerini koruyup koruyamamak meselesine dönüşür.
Belki de gerçek iyilik, hayatı boyunca hiç kirlenmemiş olmak değildir. Çünkü hiç kirlenmemiş bir insanın çoğu zaman hiç savaşmamış olma ihtimali de vardır. Hiç risk almamış, hiç bedel ödememiş, sevdiği insanlar için kendi huzurunu bile tehlikeye atmamış olabilir.
Peki gerçekten iyi olan kimdir?
Elleri tertemiz kalan mı?
Yoksa gerektiğinde kendi rahatını, huzurunu ve hatta itibarını feda ederek sevdiklerini korumaya cesaret eden mi?
Bazen kötülüğün karşısında pasif kalmak da başka bir kötülüğe dönüşebilir. Çünkü bazı dönemlerde tarafsızlık, güçlüden yana olmaktır. Zarların hileli olduğu bir masada yalnızca kurallara sadık kalmak, çoğu zaman yenilgiyi baştan kabul etmektir.
Belki de gerçek ahlak, hiçbir zaman kirlenmemek değil; ne uğruna kirlendiğini unutmamaktır.
Ben arınma istemiyorum.
Ben adalet istiyorum.
Konu ben olduğumda “günah işleme özgürlüğü”, konu sen olduğunda “ahlak” diyemezsin. Konu sen olduğunda yapılanlar “zorunluluk”, konu başkası olduğunda ise “suç” olamaz.
Ben sevdiklerim için bedel ödemeyi göze alırım. Gerekirse onların iyiliği için kendi huzurumdan vazgeçerim. Kötülüğün karşısına çıkmaktan korkmam.
Ama sana bir soru soruyorum:
Kötülüğü durdurabilecek güce sahipken hiçbir şey yapmayan kişi gerçekten masum mudur?
Ellerini temiz tutmuş olabilir. Fakat masumların hakkı çiğnenirken sessiz kaldıysa, o temizlik ne kadar değerlidir?
Benim ellerim kirlenmiş olabilir. Ama ayağımın altında masumların hakkı yoktur.
Masumların hakkını yiyenlerin ise elleri temiz görünse bile ruhları kirlidir.
Şimdi soruyorum:
Hakkın yanında olan kim?
Elleri kirlenen mi?
Yoksa ellerini korumak uğruna adaleti yalnız bırakan mı?
Kim arınmalı?
Mücadele ederken yara alan mı?
Yoksa kötülüğü izleyip hiçbir şey yapmayan mı?
Ve en sonunda şu soru kalıyor geriye:
Doğru yolda olan kim? Sessiz kalan mı, yoksa bedel ödemeyi göze alan mı?
Yorumlar
Yorum Gönder