https://youtu.be/Dh4w9YvyRfo?si=2pa3lpM32qM7h-24
Bir sahne izledim.
Bir adam, sadece bir kalemi posta kutusunun üzerine bırakıyor. Dışarıdan bakınca önemsiz bir hareket gibi görünüyor. Ama o adam, ardından başlayacak olaylar zincirini hesaplıyor. Zincirin sonunda bir kadının öleceğini biliyor.
Bu bana Tanrı’nın ya da kolektif bilinç dediğimiz şeyin çalışma biçimini düşündürdü.
Belki de ilk hamle görünmez bir yerde başlıyor: bir rüyada, bir histe, insanın içine bırakılmış küçücük bir duyguda…
Sen uyandığında ise olaylar silsilesi başlıyor.
Ve sonunda doğum, ölüm ya da olması gereken her neyse, tam da olması gerektiği gibi gerçekleşiyor.
Belki üzerimizde dolaşan bedensiz bir bilinç var.
Belki biz, anlamını tam kavrayamadığımız büyük bir düzenin içindeyiz.
Rüyalarda bazen geleceği görüyormuş gibi hissetmemiz de bundan. Ama görsek bile değiştiremiyoruz.
O zaman insan kendine şu soruyu soruyor:
“Değiştiremeyeceksem bunu görmenin anlamı ne?”
Belki de cevap, teslimiyet.
Çünkü bazı şeylerin kontrolü gerçekten bizde değil gibi görünüyor.
Davranışlarımız, kararlarımız, hatta içimizden geçen duygular bile görünmeyen bir akış tarafından yönlendiriliyor olabilir.
Bu yüzden artık özgür iradeye eskisi kadar inanmıyorum.
Daha çok kaderin içinde ilerlediğimizi düşünüyorum.
Ve bu düşünce insana garip bir rahatlık veriyor:
Kendini her şey için suçlamamayı…
Biraz olsun huzur bulmayı…
Ama yine de insan istese bile her zaman istediği kişi olamıyor.
Belki de ancak Allah isterse olabiliyor.
Belki gerçek dilek, sadece bir şeyi istemek değil;
Onu Allah’tan dilemeyi öğrenmek.
Yorumlar
Yorum Gönder