Ben Zaza kökenli, Alevi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Aynı zamanda Atatürkçü ve Cumhuriyet değerlerine bağlı biriyim. Bu yüzden Dersim olaylarına bakışım, ne tamamen inkâr edenlerin ne de her şeyi tek boyutlu anlatanların bakışıyla aynı değil.
Dersim’de 1937-1938 yıllarında çok acı olaylar yaşandığı bir gerçektir. İnsanlar öldü, aileler dağıldı, sürgünler yaşandı. Bunun toplum hafızasında derin yaralar bırakması son derece doğaldır. Ancak benim itiraz ettiğim nokta şudur: Bu olayların yalnızca “Zaza ve Alevi olduğumuz için yapılmış ırkçı bir katliam” şeklinde anlatılması, tarihin tamamını açıklamaya yetmiyor.
Cumhuriyetin ilk yılları oldukça sert ve kaotik yıllardı. Yeni kurulmuş bir devlet vardı ve devlet, merkezî otoriteyi sağlamak için birçok isyana sert şekilde müdahale ediyordu. Dersim olaylarını değerlendirirken aynı dönemde yaşanan Menemen Olayı’nı da görmek gerekir.
23 Aralık 1930’da İzmir’in Menemen ilçesinde gerçekleşen Menemen Olayı, Cumhuriyet tarihinin en önemli irtica hareketlerinden biri olarak kabul edilir. Derviş Mehmet liderliğindeki bir grup, şeriat çağrısı yaparak ayaklanma başlattı. Olay sırasında asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ın başı kesilerek öldürüldü. Cumhuriyet yönetimi bu olaya son derece sert tepki verdi. Sıkıyönetim ilan edildi, çok sayıda kişi yargılandı ve idamlar gerçekleşti.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Menemen’de devlete başkaldıran insanlar Zaza değildi, Alevi değildi. Büyük çoğunluğu Türk ve Sünniydi. Buna rağmen devlet, Cumhuriyet’e yönelik tehdit olarak gördüğü bu harekete karşı çok sert davranmıştır.
Dersim’de yaşanan olayların arka planında ise yalnızca etnik veya mezhepsel meseleler değil; aşiret yapısı, merkezi otoriteye direnç, silahlı çatışmalar ve Cumhuriyet’in ulus-devlet inşa süreci vardı. Bölge, Osmanlı döneminden beri merkezi yönetimle sorun yaşayan bir coğrafyaydı. 1937-1938’de bazı aşiretlerin devlete karşı silahlı direnişi sonrasında büyük bir askerî operasyon gerçekleştirildi.
Benim vardığım sonuç şu:
Cumhuriyet yönetimi o dönemde kendisine yönelik gördüğü tüm isyanlara sert müdahale ediyordu. Menemen’de bunu Türk ve Sünni bir gruba yaptı, Dersim’de ise Zaza ve Alevi aşiretlere yaptı. Bu yüzden ben Dersim’de yaşananları sadece “ırkçı” veya “mezhepçi” bir nefret operasyonu olarak okumuyorum. Devletin refleksi, o dönemde hangi kimlikten gelirse gelsin otoriteye karşı çıkan hareketlere karşı sertti.
Bu düşünce, Dersim’de yaşanan acıları inkâr etmek anlamına gelmez. Masum insanların zarar görmesi elbette acıdır ve eleştirilebilir. Ancak tarihi yalnızca tek bir kimlik penceresinden okumak da doğru değildir.
Ben hem köklerimi inkâr etmeyen bir Zaza Aleviyim hem de Cumhuriyet’in neden bu kadar sert refleksler geliştirdiğini anlamaya çalışan biriyim. Çünkü bana göre tarih; sloganlarla değil, bütün yönleriyle okunmalıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder