Hayatım boyunca kadere hep isyan ettim. Hak etmediğim şeylerin başıma geldiğine inandım. Hak ettiğim şeylerin başıma gelmesi için sürekli evrene mesajlar yolladım. İyi biri olursam başıma iyi şeyler geleceğini düşündüm. Kötü şeyler yaptığımda ise, başıma gelen kötü şeyleri hak ettiğime inandım.
Ancak sonradan, yaşım kemale erince şunu fark ettim: Her şey büyük ölçüde şans.
Peki bu şansı ne belirliyor? Şansımızı artırmak için ne yapabiliriz?
Bunun kesin bir yolu olmadığını fark ettim.
Çok başarılı insanlar görüyorum; her şeyi yalnızca kendilerinin yaptığını zannediyorlar. Gerçekten komik. Öyle olmadığını biliyorum. Çok başarısız insanlar da görüyorum; her şeyin kendi kabahatleri olduğunu düşünüyorlar. Bu da çok üzücü. Çünkü onlar da doğru düşünmüyor.
Ben artık şöyle düşünüyorum: Tanrı’nın bir alet çantası var. Şanslıysanız kendinize temiz, düzgün, huzurlu ve kıymetli bir alan buluyorsunuz. Şanssızsanız, maalesef o alet çantasının en kirli, en kıymetsiz, en paslı, en ücra köşelerinde sürünüyorsunuz.
Eğer Tanrı’nın planında işe yarıyorsanız, alet çantasının daha yukarılarında, elini attığında ulaşabileceği temiz yerlerde oluyorsunuz.
Belki şansımızı böyle artırabiliriz diye düşünebilirsiniz: Tanrı’nın planında işe yarayarak.
Ama emin olun, eğer içinizde buna uygun bir cevher, bir özellik, bir istidat yoksa ne yaparsanız yapın yine de başarılı olamayabilirsiniz. Bunu fark ettiğimden beri dualarım değişti. Hayattaki gayretlerim değişti.
Artık Allah’a, “Allah’ım, ne olur bana planında işe yarama fırsatı ver,” diye dua ediyorum.
Artık kafayı “iyi insan olmaya” eskisi kadar takmıyorum; çünkü sadece iyi şeyler yaparsam başıma iyi şeyler geleceğine inanmıyorum. Ama Tanrı’nın planında işe yararsam başıma iyi şeyler gelebileceğini düşünmeye başladım.
Ve şunu da fark ettim: Tanrı’nın planında işe yaramak için zaten iyi olmak gerekiyor.
Eğer etrafınıza zarar veriyorsanız…
Fiziksel zararı geçtim, insanları psikolojik olarak tahrip ediyorsanız…
Bulunduğunuz ortamı kısırlaştırıyor, canlanmasına engel oluyorsanız…
İnsanların mutlu olmasına katkı sunmuyorsanız…
İnsanların huzurlu olmasına katkı sunmuyorsanız…
İnsanlara bir gelecek vaat etmiyorsanız…
Hayatı ve dünyayı daha iyi bir yer hâline getirmek için çabalamıyorsanız…
Tanrı’nın planında zaten işe yaramıyorsunuz demektir.
Ve zaten iyi bir insan da olmuyorsunuz.
Ben hep şunu düşündüm: Biz kime çalışıyoruz?
Geç de olsa fark ettim ki dünyanın sahibi biz değiliz. Dünyanın sahibi, henüz doğmamış çocuklarımız. Hiç görmediğimiz insanlar. Biz aslında onlar için çalışıyoruz. Bu dünyayı onlara bırakacağız.
Bizim gerçek patronumuz, henüz doğmamış çocuklardır.
Bunu bilerek yaşamamız lazım. Onlar için hayatı kolaylaştırmamız, dünyayı iyileştirmemiz gerekiyor. Onların zamanlarını çalmamamız gerekiyor. Boş mesailerle, anlamsız düzenlerle yıllarını harcamalarına engel olmamız gerekiyor.
Yapabileceğimiz tek şey bu.
Evet, çok klişe gelebilir ama hayat gerçekten bir bayrak yarışı. Bunun farkına varmamız gerekiyor.
Çocuklar için huzurlu bir dünya yaratmamız gerekiyor.
Çocukların iyi eğitim aldığı bir dünya yaratmamız gerekiyor.
Çocukların bir yaz akşamı çimlerde barış içinde uzanıp yıldızlara bakarak birbirleriyle sohbet ettiği, uzayı düşündüğü, eğlendiği bir dünya yaratmamız gerekiyor.
Bence Tanrı’nın planı budur.
Tanrı, zannettiğimizin aksine, sadece şükredip yerimizde saymamızı istemiyor. Özellikle Türkiye’de insanlar şükür kavramını çok karıştırıyor.
Elbette şükürsüz olmamak gerekir. Ama bu dağınıklığa, bu yanlışlığa, dünyadaki kanunsuzluklara ve kötülüklere karşı vurdumduymaz bir şekilde sadece şükredip hiçbir yanlışı değiştirmeden yaşamak; ne bir Müslümana ne de bir insana yakışır.
Bugün sahip olduğunuz hâl için şükredin.
Ama çocuklarınızın dünyası için bunun yeterli olmadığını da bilin.
Bu şükürsüzlük değildir.
Bu gayrettir.
Bu, Allah’ın planında ter akıtan bir kul olmaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder