İyi bir insan olmak gerçekten erdem mi, yoksa çoğu zaman insanın kendi aleyhine işleyen bir zaaf mı?
Çünkü hayata baktığımda şunu görüyorum: Sorumluluk sahibiyseniz, kriz anlarında hep siz varsınızdır. Herkes geri çekilirken siz öne çıkarsınız. Stresi siz çekersiniz, yükü siz taşırsınız, sorumluluğu siz alırsınız. Gerilen siz olursunuz. Uykusu kaçan siz olursunuz. Mutluluğundan eksilen siz olursunuz. Ve çoğu zaman, bütün bunların sonunda yine suçlanan, kızılan, küslük yaşanan kişi de siz olursunuz.
Oysa sorumluluk sahibi bir insan olmasanız, kaçarsınız. Kriz anlarında ortada bulunmazsınız. Belki sadece yokluğunuz fark edilir, belki de o bile edilmez. Belki yalnızca orada olmadığınız için suçlanırsınız. Belki ondan da kurtulursunuz. Ama sorumluluk alırsanız, bütün yük üzerinize kalır.
İyi bir insansanız genellikle affedicisinizdir. İnsanlar da bunu bilir. Size karşı kaba davranırlar, yanlış yaparlar, kalbinizi kırarlar; ama içten içe affedeceğinizi düşünürler. Çünkü sizin cezalandırıcı olmadığınızı bilirler. Bir bedel ödetmeyeceğinizi bilirler. Sınır koymayacağınızı, öfkenizi sonuna kadar taşımayacağınızı bilirler. Bu yüzden de size zarar vermekten pek korkmazlar.
Sonunda canı yanan siz olursunuz.
İyi insanlar çoğu zaman kendilerini korumaz. Başkalarını düşünür, kendilerini geri plana atarlar. Başkaları için fedakârlık yaparlar. Kendi huzurlarından, kendi haklarından, kendi duygularından vazgeçerler. Bu yüzden de en çok darbeyi onlar alır. En çok onlar incinir. En çok onlar yorulur.
Üstelik çoğu zaman takdir de edilmezler.
Çünkü iyi insan dediğimiz kişi, kimse görmese de yapması gerekeni yapan kişidir. Alkış beklemez. Ödül beklemez. Teşvik edilmeden de görevini yerine getirir. İçinden geldiği için yapar. Vicdanıyla hareket eder. Tam da bu yüzden kimse onu motive etmek için özel bir çaba harcamaz. Çünkü zaten yapacaktır. Çünkü zaten iyidir. Çünkü zaten sorumludur.
Böylece iyi insan olmanın karşılığı çoğu zaman verilmez.
İnsanlar kötüye karşı dikkatli, iyiye karşı ise pervasızdır. Sert olandan çekinirler, yumuşak olanı zorlarlar. Cezalandırıcı olandan korkarlar, affedici olanın üzerine giderler. Sınır çizen insana dikkat ederler, anlayışlı olanı ise sınırsız sanırlar.
İyiyseniz, öğretici olmanız beklenir. Affedici olmanız beklenir. Anlayışlı olmanız beklenir. İkinci şansı vermeniz beklenir. Bazen özür bile duymazsınız; ama yine de kızmamanız, kin tutmamanız, alttan almanız beklenir. Çünkü siz “iyi insan”sınızdır.
Ve tam da bu yüzden üzerinize basılıp geçilir.
Görmezden gelinirsiniz. Yaptıklarınız sıradanlaşır. Fedakârlığınız görünmez olur. Sabrınız değersizleşir. Merhametiniz istismar edilir.
Bazen insan şu soruyu sormadan edemiyor:
İyi bir insan olmak gerçekten doğru olan şey mi, yoksa dünyada en kolay suistimal edilen karakter biçimi mi?
Belki de mesele iyi olmak değildir. Belki mesele, iyi kalırken kendini koruyabilmektir. Affederken sınır çizebilmek, sorumluluk alırken yükün altında ezilmemek, merhametli olurken kendini kurban etmemektir. Çünkü sınırsız iyilik, çoğu zaman ödüllendirilen bir şey değil; tüketilen bir şeydir.
Bu yüzden asıl soru şudur:
Hâlâ iyi olmak istiyor musunuz?
Yorumlar
Yorum Gönder