Ana içeriğe atla

İyi Bir İnsan Olmanın Mantıksızlığı

 İyi bir insan olmak gerçekten erdem mi, yoksa çoğu zaman insanın kendi aleyhine işleyen bir zaaf mı?


Çünkü hayata baktığımda şunu görüyorum: Sorumluluk sahibiyseniz, kriz anlarında hep siz varsınızdır. Herkes geri çekilirken siz öne çıkarsınız. Stresi siz çekersiniz, yükü siz taşırsınız, sorumluluğu siz alırsınız. Gerilen siz olursunuz. Uykusu kaçan siz olursunuz. Mutluluğundan eksilen siz olursunuz. Ve çoğu zaman, bütün bunların sonunda yine suçlanan, kızılan, küslük yaşanan kişi de siz olursunuz.


Oysa sorumluluk sahibi bir insan olmasanız, kaçarsınız. Kriz anlarında ortada bulunmazsınız. Belki sadece yokluğunuz fark edilir, belki de o bile edilmez. Belki yalnızca orada olmadığınız için suçlanırsınız. Belki ondan da kurtulursunuz. Ama sorumluluk alırsanız, bütün yük üzerinize kalır.


İyi bir insansanız genellikle affedicisinizdir. İnsanlar da bunu bilir. Size karşı kaba davranırlar, yanlış yaparlar, kalbinizi kırarlar; ama içten içe affedeceğinizi düşünürler. Çünkü sizin cezalandırıcı olmadığınızı bilirler. Bir bedel ödetmeyeceğinizi bilirler. Sınır koymayacağınızı, öfkenizi sonuna kadar taşımayacağınızı bilirler. Bu yüzden de size zarar vermekten pek korkmazlar.


Sonunda canı yanan siz olursunuz.


İyi insanlar çoğu zaman kendilerini korumaz. Başkalarını düşünür, kendilerini geri plana atarlar. Başkaları için fedakârlık yaparlar. Kendi huzurlarından, kendi haklarından, kendi duygularından vazgeçerler. Bu yüzden de en çok darbeyi onlar alır. En çok onlar incinir. En çok onlar yorulur.


Üstelik çoğu zaman takdir de edilmezler.


Çünkü iyi insan dediğimiz kişi, kimse görmese de yapması gerekeni yapan kişidir. Alkış beklemez. Ödül beklemez. Teşvik edilmeden de görevini yerine getirir. İçinden geldiği için yapar. Vicdanıyla hareket eder. Tam da bu yüzden kimse onu motive etmek için özel bir çaba harcamaz. Çünkü zaten yapacaktır. Çünkü zaten iyidir. Çünkü zaten sorumludur.


Böylece iyi insan olmanın karşılığı çoğu zaman verilmez.


İnsanlar kötüye karşı dikkatli, iyiye karşı ise pervasızdır. Sert olandan çekinirler, yumuşak olanı zorlarlar. Cezalandırıcı olandan korkarlar, affedici olanın üzerine giderler. Sınır çizen insana dikkat ederler, anlayışlı olanı ise sınırsız sanırlar.


İyiyseniz, öğretici olmanız beklenir. Affedici olmanız beklenir. Anlayışlı olmanız beklenir. İkinci şansı vermeniz beklenir. Bazen özür bile duymazsınız; ama yine de kızmamanız, kin tutmamanız, alttan almanız beklenir. Çünkü siz “iyi insan”sınızdır.


Ve tam da bu yüzden üzerinize basılıp geçilir.


Görmezden gelinirsiniz. Yaptıklarınız sıradanlaşır. Fedakârlığınız görünmez olur. Sabrınız değersizleşir. Merhametiniz istismar edilir.


Bazen insan şu soruyu sormadan edemiyor:


İyi bir insan olmak gerçekten doğru olan şey mi, yoksa dünyada en kolay suistimal edilen karakter biçimi mi?


Belki de mesele iyi olmak değildir. Belki mesele, iyi kalırken kendini koruyabilmektir. Affederken sınır çizebilmek, sorumluluk alırken yükün altında ezilmemek, merhametli olurken kendini kurban etmemektir. Çünkü sınırsız iyilik, çoğu zaman ödüllendirilen bir şey değil; tüketilen bir şeydir.


Bu yüzden asıl soru şudur:


Hâlâ iyi olmak istiyor musunuz?


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

PKK - ABDULLAH ÖCALAN (TÜRKÇE)

Abdullah Öcalan , PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) kurucusu ve lideridir. Türkiye’de ve birçok ülkede PKK terör örgütü olarak kabul edilir. Öcalan, Türkiye’de yargılanmış ve çeşitli ağır suçlardan hüküm giymiştir. Türkiye’de Mahkemece Sabit Görülen Başlıca Suçlar Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak Türk Ceza Kanunu’nun en ağır suçlarından biridir. Silahlı örgüt yoluyla Türkiye’den toprak koparmaya teşebbüs kapsamında değerlendirilmiştir. Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek PKK’nın kurucusu ve lideri olarak örgütün tüm faaliyetlerinden sorumlu tutulmuştur. Binlerce kişinin ölümüne neden olan eylemleri planlamak ve talimat vermek Sivil, asker ve güvenlik görevlilerine yönelik saldırılar dahil. Silahlı isyan ve terör faaliyetlerini sevk ve idare etmek Türkiye içinde ve sınır ötesinde yürütülen silahlı faaliyetler. Adam öldürmeye azmettirme (çok sayıda olay kapsamında) Doğrudan değil, örgüt lideri sıfatıyla emir ve talimat yoluyla. Silahlı saldırılar, b...

Fotokopinin fotokopisi bir sözde diploma

  Noter ve Diploma İddiaları Türkiye siyasi tarihinin en tartışmalı dosyalarından biri, kuşkusuz 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) sunulan üniversite diploması belgeleridir. Aradan geçen yıllara rağmen tazeliğini koruyan bu iddialar, sadece bir "eğitim durumu" sorgulaması değil, aynı zamanda hukuk, noterlik mevzuatı ve bürokratik işlemler yumağı haline gelmiş durumda. Bugün, bu iddiaların merkezinde yer alan o "noter tasdikli" belgeyi ve işlem sürecindeki soru işaretlerini mercek altına alıyoruz. İddiaların Odağındaki İşlem Akışı İddiaya göre süreç, hukuki usullerin dışına çıkan bir dizi olayla şekilleniyor: • Aslı Olmayan Fotokopi: İddianın temelinde, YSK'ya sunulan belgenin aslında bir diplomanın orijinali değil, "sahte olduğu öne sürülen" bir belgenin fotokopisi olduğu yatıyor. • Yetkisiz Teslimat: Belgenin, resmi bir vekaleti veya bu işlemi yapmaya hukuki yetkisi bulunmayan bir şoför aracılığıyla notere...

kemal kılıçdaroğlu

Diyor ki; “arınmamız lazım” sözde kendisi çok temizmiş ya… Tüm hayatı boyunca sadece iyilik yapmış biri gerçekten iyi midir? Hiç kötülük yapmamış biri gerçekten iyi midir? Gerçek iyi gerektiğinde iyilik için kötülük yapabilendir. Sırf sen ellerini kirletmeyeceksin diye masum insanlar cehennemde yanıyor. Bu senin temiz olduğun anlamına gelmiyor bu senin bencil olduğun anlamına geliyor. Masum insanlar cehennemde yanarken ben iyi olmayı bırakıp elimi pisliğe daldırınca kötü mü oluyorum? Yoksa fedakar mı?! Sen üstünü başını temiz tut aman kirlenmesin ellerin! Kuralların herkes için eşit işlemediği bir dünyada yaşıyoruz. Bazıları için hukuk vardır; bazıları için ise hukuk, yalnızca başkalarına uygulanacak bir araçtır. Bir taraf en küçük hatasında cezalandırılırken, diğer taraf neredeyse sınırsız bir özgürlüğe sahiptir. Böyle bir düzende rekabet adil değildir; zarlar en başından hilelidir. İşte bu yüzden insan kendine şu soruyu sormaya başlar: Böyle bir ortamda ahlaklı kalmak gerçekten erdem...