Ben ağzımdan “Allah” ve “Tanrı” lafı pek düşmeyen bir insanım. Üstelik gerçekten inanıyorum da. Ama zamanla şunu fark ettim: Benim inandığım şeyle insanların inandığı şey aynı değil.
İnsanlar Tanrı’ya inanıyor olabilir. Ama çoğu zaman inandıkları şeyin Tanrı’nın kendisi değil, kendi zihinlerinde kurdukları bir tasvir olduğunu düşünüyorum. Benim itirazım tam da buna.
Benim için Allah, asla bütünüyle anlayamayacağım bir varlıktır. İnsan aklının sınırlarına, insan dilinin yetersizliğine, insan tasvirlerinin darlığına sığmayacak kadar büyük, derin ve bilinmezdir. Bu yüzden Tanrı’yı birkaç sıfatla tanımlamaya, birkaç cümleyle açıklamaya, birkaç kelimeyle çerçevelemeye çalışan insanlara içten içe gülüyorum.
Hazreti Muhammed’in, taşa şekil verip sonra ona tanrı diye tapan insanlarla alay etmesi boşuna değildi. “Sizin tanrınız bu mu?” dercesine o sahte kesinliği kırıyordu. Ben de bugün benzer bir şey hissediyorum: Tanrı’yı kelimelerle şekillendiren, onu cümlelerle sınırlayan, sonra da ortaya çıkan o zihinsel taslağa “işte Tanrı budur” diyen insanlara karşı aynı mesafeyi duyuyorum.
Siz kimsiniz ki Tanrı’ya sınır çiziyorsunuz? Siz kimsiniz ki ona sıfat veriyor, şekil veriyor, onu tasvir etmeye kalkıyorsunuz? Yetmiyor, bir de onu bir kitaba sığdırdığınızı iddia ediyorsunuz. Oysa ben, dünyadaki bütün kitapları üst üste koysanız bile Tanrı’nın onların içine sığmayacağına inanıyorum.
Bu yüzden şunu açıkça söyleyebilirim: Benim inandığım Tanrı, çoğu insanın anlattığı o tanrı değildir.
Ben onun burada, bizimle olduğuna inanıyorum. Uzak bir mekânda, erişilemez bir köşede değil. Tam burada. İçinde yaşadığımız hayatın, nefes aldığımız dünyanın, gördüğümüz ve göremediğimiz her şeyin içinde. Şeklini bilmiyorum. Sınırlarını bilmiyorum. Nasıl işlediğini, hangi prensiplerle var olduğunu tamamen bilmiyorum. Zaten bildiğimi iddia etmek de bana kibir gibi geliyor.
Ama bildiğim bir şey var: O, bedensiz bir ruhtur. Ve üzerimizde bir bulut gibi dolaşmaktadır.
Belki de insanın en büyük hatası, Tanrı’yı anlamaya çalışması değil; anladığını sanmasıdır. Çünkü Tanrı’yı tarif etmeye başladığımız anda, onu küçültmeye başlarız. Kelimeler bazen hakikati açıklamaz; onu daraltır. Tanrı’ya dair kurduğumuz her kesin cümle, belki de onun sonsuzluğundan bir parçayı eksiltir.
Benim inancım, kesin bilgilerden değil; hayretten doğuyor. Bilmekten değil, bilinemeyecek kadar büyük bir şeyin varlığını hissetmekten doğuyor. Bu yüzden benim Allah inancım, başkalarının öğrettiği kalıplardan çok daha farklı bir yerde duruyor.
Ben Tanrı’yı sahiplenmiyorum. Tanrı’yı açıklamıyorum. Tanrı’yı savunduğumu da iddia etmiyorum. Sadece şunu söylüyorum: Eğer Tanrı gerçekten Tanrı ise, insanın kurduğu dar cümlelere, küçük tanımlara ve sınırlı tasvirlere sığmaz.
Yorumlar
Yorum Gönder