İnsanlar “sadakatsizlik” kelimesini duyunca çoğunlukla ilk olarak aldatmayı düşünür. Sanki sadakatin en büyük ihlali yalnızca buymuş gibi davranılır. Oysa ben buna katılmıyorum. Bana göre sadakatsizliğin en ağır, en yıkıcı ve en temel biçimi aldatmak değil, terk etmektir.
Çünkü aldatan insan her şeye rağmen bazen gitmez. Yanlış yapar, kirletir, yaralar, ama yine de vazgeçmez. Bu elbette masum olduğu anlamına gelmez. Fakat terk eden insanın yaptığı şey daha köklüdür: O, senden vazgeçer. Seni bütünüyle geride bırakır. Bir insanın seni bırakması, senden çıkması, senin hayatındaki yerini kendi iradesiyle yok etmesi, bence sadakatsizliğin en açık ve en ağır biçimidir.
Aldatmak çoğu zaman belirli zaafların, fırsatların, koşulların ve karakter kırılmalarının sonucudur. Yani tekrar etmesi için belli şartların oluşması gerekir. Her zaman, her yerde, her ilişkide aynı şekilde ortaya çıkmayabilir. Ama terk etmek öyle değildir. Terk etmek, insanın karakterine işlemiş bir kaçış biçimi olabilir. Zorlandığında gitmek, yük ağırlaştığında vazgeçmek, bağlılığın bedeli büyüdüğünde geri çekilmek… İşte asıl sadakatsizlik burada başlar.
“Aldatan bir kere daha aldatır” derler. Peki ya terk eden? Terk eden bir daha terk etmez mi? Hatta çoğu zaman daha da istikrarlı biçimde terk eder. Çünkü onun sorunu yalnızca bir anlık zayıflık değil, bağlılıkla kurduğu sorunlu ilişkidir. Kaçış psikolojisi olan insan, ilk fırsatta yine kaçar. Bir ilişkide kalmak, mücadele etmek, onarmak, yük taşımak yerine çekip gitmeyi seçen insanın sadakatinden nasıl söz edilebilir?
Benim için sadakatsizliğin birinci örneği aldatmak değil, terk etmektir. Çünkü aldatmak bazen bedenin veya arzunun zaafıdır; terk etmek ise iradenin vazgeçişidir. Aldatılmak acıtır, evet. Ama terk edilmek, insanın varlığına yönelmiş daha derin bir reddediştir. Aldatılan insan ihanete uğrar; terk edilen insan ise gözden çıkarılır.
Bu yüzden ben sadakati sadece fiziksel ya da romantik bağlılıkla ölçmüyorum. Sadakat, kalmaktır. Sadakat, zor zamanda gitmemektir. Sadakat, seni sevmek kadar seni bırakmamayı da bilmektir. Bir insanın gerçek karakteri bazen ne kadar arzuladığıyla değil, ne kadar dayandığıyla anlaşılır.
Ve evet, ben hâlâ şuna inanıyorum:
Terk eden bir daha terk eder.
Çünkü terk etmek, çoğu zaman bir hata değil, bir alışkanlıktır.
Bir insanın sadakati, kalabildiği yerde anlaşılır; gittiği yerde değil.
Yorumlar
Yorum Gönder