Ana içeriğe atla

Siyasi Aidiyete Göre İşleyen Bir Mahkeme Gerçekten Hukuki midir?

Ya hepimiz çalacağız ya da hiçbirimiz çalmayacağız.

Ben çalarım ama sen çalarsan yargılanırsın diye bir şey olmaz.


Elbette öncelikli tercihimiz, kimsenin çalmamasıdır.

Sorun, o insanların gerçekten iddia edilen suçları işlemiş olup olmamaları değildir. Sorun, aynı suçu işlemiş başka insanlar da olmasına rağmen onların yargılanmasının önüne geçilmesidir.


Aynı suçu işleyen iki insan olduğunu düşünelim. Örneğin bu suç hırsızlık olsun.


Bu kişilerden biri A Partisi’ne üye olsun, diğeri ise B Partisi’ne üye olsun. Seçimleri A Partisi kazanmış ve iktidarda olsun. B Partisi ise seçimleri kaybetmiş ve muhalefette bulunsun.


Eğer bir mahkeme, hırsızlık suçunu işleyen bu iki kişiden yalnızca B Partisi’ne üye olan vatandaşı yargılıyor; A Partisi’ne üye olan vatandaşa ise hiçbir işlem yapmıyorsa şu soruyu sormak gerekir:


Böyle bir mahkemenin varlığı meşru mudur?

Verdiği kararlar gerçekten hukuki sayılabilir mi?




Bu soruya hukuk teorisi açısından bakarsak cevap oldukça nettir:

Böyle bir durumda mahkemenin meşruiyeti ciddi biçimde tartışmalı hale gelir ve verdiği kararların hukuki niteliği sorgulanır.


Bunu birkaç temel ilke üzerinden açıklayabiliriz.



1. Hukuk Devleti İlkesi



Modern hukuk sistemlerinin temelinde “hukuk devleti” prensibi vardır. Bu prensibe göre:


  • Devlet, kişilere göre değil kurallara göre hareket eder.
  • Aynı fiili işleyen kişiler eşit muamele görür.



Eğer mahkeme, aynı suçu işleyen iki kişiden sadece birini siyasi aidiyetine göre yargılıyorsa, bu durum hukuk devletinin temelini oluşturan eşitlik ilkesini ihlal eder.



2. Kanun Önünde Eşitlik



Birçok anayasanın temel maddelerinden biri şudur:


Herkes kanun önünde eşittir.


Bu ilke şu anlama gelir:


  • Din
  • ideoloji
  • siyasi parti
  • etnik köken
  • sosyal statü



gibi unsurlar yargılamada ayrıcalık veya dezavantaj yaratamaz.


Sizin verdiğiniz örnekte ise yargılamanın kriteri suç değil, siyasi kimlik haline gelmiştir. Bu durumda mahkeme hukuku değil, siyaseti uyguluyor demektir.



3. Yargının Tarafsızlığı



Bir mahkemenin meşru sayılabilmesi için üç temel şart gerekir:


  1. Bağımsızlık (siyasetten bağımsız olması)
  2. Tarafsızlık (taraf tutmaması)
  3. Eşit uygulama (aynı suça aynı muamele)



Sizin örneğinizde bu üçü de ihlal ediliyor.



4. Hukuki Sonuç



Bu tür bir durumda hukuk teorisi şu ayrımı yapar:


  • Şeklen hukuk: Mahkeme vardır, karar verir.
  • Maddi hukuk: Kararlar gerçekten adalet ve eşitlik içerir.



Eğer mahkeme siyasi ayrım yapıyorsa, kurum şeklen var olsa bile maddi anlamda hukuki meşruiyetini kaybetmiş sayılır.



5. Bu Durum Nasıl Tanımlanır?



Siyaset bilimi ve hukuk literatüründe buna genellikle şu kavramlar kullanılır:


  • Seçici adalet (selective justice)
  • Siyasi yargı (politicized judiciary)
  • Araçsallaştırılmış hukuk



Yani hukuk, adalet için değil siyasi güç için araç haline gelmiştir.



Sonuç



Eğer bir mahkeme aynı suçu işleyen iki kişiden yalnızca muhalif olanı yargılıyor, iktidara yakın olanı görmezden geliyorsa:


  • Bu durum hukuk devleti ilkesini ihlal eder.
  • Mahkemenin tarafsızlığı ortadan kalkar.
  • Verilen kararlar hukuki olmaktan çok siyasi nitelik taşımaya başlar.



Dolayısıyla böyle bir yargı düzeni formel olarak var olabilir, fakat adalet ve hukuk açısından meşruiyeti ciddi biçimde tartışmalı hale gelir.









Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

PKK - ABDULLAH ÖCALAN (TÜRKÇE)

Abdullah Öcalan , PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) kurucusu ve lideridir. Türkiye’de ve birçok ülkede PKK terör örgütü olarak kabul edilir. Öcalan, Türkiye’de yargılanmış ve çeşitli ağır suçlardan hüküm giymiştir. Türkiye’de Mahkemece Sabit Görülen Başlıca Suçlar Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak Türk Ceza Kanunu’nun en ağır suçlarından biridir. Silahlı örgüt yoluyla Türkiye’den toprak koparmaya teşebbüs kapsamında değerlendirilmiştir. Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek PKK’nın kurucusu ve lideri olarak örgütün tüm faaliyetlerinden sorumlu tutulmuştur. Binlerce kişinin ölümüne neden olan eylemleri planlamak ve talimat vermek Sivil, asker ve güvenlik görevlilerine yönelik saldırılar dahil. Silahlı isyan ve terör faaliyetlerini sevk ve idare etmek Türkiye içinde ve sınır ötesinde yürütülen silahlı faaliyetler. Adam öldürmeye azmettirme (çok sayıda olay kapsamında) Doğrudan değil, örgüt lideri sıfatıyla emir ve talimat yoluyla. Silahlı saldırılar, b...

Fotokopinin fotokopisi bir sözde diploma

  Noter ve Diploma İddiaları Türkiye siyasi tarihinin en tartışmalı dosyalarından biri, kuşkusuz 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) sunulan üniversite diploması belgeleridir. Aradan geçen yıllara rağmen tazeliğini koruyan bu iddialar, sadece bir "eğitim durumu" sorgulaması değil, aynı zamanda hukuk, noterlik mevzuatı ve bürokratik işlemler yumağı haline gelmiş durumda. Bugün, bu iddiaların merkezinde yer alan o "noter tasdikli" belgeyi ve işlem sürecindeki soru işaretlerini mercek altına alıyoruz. İddiaların Odağındaki İşlem Akışı İddiaya göre süreç, hukuki usullerin dışına çıkan bir dizi olayla şekilleniyor: • Aslı Olmayan Fotokopi: İddianın temelinde, YSK'ya sunulan belgenin aslında bir diplomanın orijinali değil, "sahte olduğu öne sürülen" bir belgenin fotokopisi olduğu yatıyor. • Yetkisiz Teslimat: Belgenin, resmi bir vekaleti veya bu işlemi yapmaya hukuki yetkisi bulunmayan bir şoför aracılığıyla notere...

kemal kılıçdaroğlu

Diyor ki; “arınmamız lazım” sözde kendisi çok temizmiş ya… Tüm hayatı boyunca sadece iyilik yapmış biri gerçekten iyi midir? Hiç kötülük yapmamış biri gerçekten iyi midir? Gerçek iyi gerektiğinde iyilik için kötülük yapabilendir. Sırf sen ellerini kirletmeyeceksin diye masum insanlar cehennemde yanıyor. Bu senin temiz olduğun anlamına gelmiyor bu senin bencil olduğun anlamına geliyor. Masum insanlar cehennemde yanarken ben iyi olmayı bırakıp elimi pisliğe daldırınca kötü mü oluyorum? Yoksa fedakar mı?! Sen üstünü başını temiz tut aman kirlenmesin ellerin! Kuralların herkes için eşit işlemediği bir dünyada yaşıyoruz. Bazıları için hukuk vardır; bazıları için ise hukuk, yalnızca başkalarına uygulanacak bir araçtır. Bir taraf en küçük hatasında cezalandırılırken, diğer taraf neredeyse sınırsız bir özgürlüğe sahiptir. Böyle bir düzende rekabet adil değildir; zarlar en başından hilelidir. İşte bu yüzden insan kendine şu soruyu sormaya başlar: Böyle bir ortamda ahlaklı kalmak gerçekten erdem...