Ana içeriğe atla

Sabancı Suikasti ve Susurluk kazası

 1995-1996: Raporlar, Tehditler ve Kanlı Hesaplaşmalar

Türkiye’nin yakın tarihinde hiçbir olay tesadüf değildir; her suikast bir mesaj, her kaza bir tasfiyedir. Bugün, Sakıp Sabancı’nın bir raporla başlattığı ama ucu Susurluk’taki o meşhur kamyonun altına kadar uzanan karanlık silsileyi inceliyoruz.

1. Perde: Sabancı’nın "Kürt Raporu" ve Kırılma Noktası

Her şey Ağustos 1995 tarihinde başladı. TÜSİAD bünyesinde Sakıp Sabancı’nın vizyonuyla hazırlanan "Doğu ve Güneydoğu Anadolu Sorunları ve Çözüm Önerileri" raporu kamuoyuna bomba gibi düştü. Sabancı, o güne kadar tabu olan "Kürt Sorunu"na demokratik çözüm ve "Bask Modeli" gibi öneriler getirerek statükoyu sarstı.

2. Perde: Alparslan Türkeş’in "Meydan Okuması"

Bu çıkışa en sert tepki gecikmedi. Milliyetçi Hareket Partisi lideri Alparslan Türkeş, 30 Temmuz 1995 tarihinde yapılan MHP Kurultayı’nda kürsüye çıktı ve Sabancı’ya adeta ateş püskürdü. Türkeş’in hafızalara kazınan "Sakıp Ağa çizmeyi aşmıştır, haddini bilmeli" sözü, sadece bir eleştiri değil, aynı zamanda derin yapılara verilen bir işaret fişeği olarak yorumlanacaktı.

3. Perde: Sabancı Center Suikastı (9 Ocak 1996)

Türkeş’in o sert uyarısından yaklaşık 6 ay sonra, Türkiye’nin en iyi korunan binası olan Sabancı Center’da silahlar patladı. 9 Ocak 1996'da Özdemir Sabancı, Haluk Görgün ve Nilgün Hasefe katledildi. Eylemi DHKP-C üstlendi ancak paylaşılan belgeler bambaşka bir gerçeğe işaret ediyor:

İhale Teorisi: İddialara göre suikast aslında Abdullah Çatlı ve ekibi tarafından organize edilmiş, ancak suç sosyalist bir örgüte (DHKP-C) "ihale" edilmişti.

Gerçek Failler: Paylaşılan mahkeme belgelerinde, tetiği çekenin iddia edildiği gibi sadece sol örgüt militanları değil, devlet içine sızmış sağ derin yapıların adamı olan "Hüseyin P." olduğu öne sürülüyor.

4. Perde: Susurluk ve Sırların Gömülmesi (3 Kasım 1996)

Suikastın üzerinden bir yıl bile geçmeden, 3 Kasım 1996'da Susurluk'ta bir Mercedes, kamyonun altına girdi. Kazada Sabancı suikastının "organizatörü" olduğu iddia edilen Abdullah Çatlı hayatını kaybetti. Bu kaza, devlet-mafya-siyaset üçgenini kanıtlasa da, aslında Sabancı suikastı gibi pek çok karanlık sırrın da üstünü örttü.

5. Son Perde: Cezaevindeki İnfazlar

Suikastın "görünen" faillerinden Mustafa Duyar, teslim olduktan sonra itirafçı olmak istedi. Ancak konuşmasına izin verilmedi. Duyar, 1999 yılında Afyon Cezaevi’nde Karagümrük Çetesi tarafından öldürüldü. Bu cinayet, Sabancı suikastının arkasındaki asıl güce giden yolların tamamen kapatılmasıydı.




Perinçek ve İşçi Partisinde ele geçen

10 sayfalık dokümanda;

"Abdullah Çatlı'nın Özel Kuvvetler Komutanlığıyla

birlikte Sabancı cinayetini organize ettiği,

Sabanci'yı Yüzbaşı Hüseyin P'nin öldürdüğü,

Çiller'in haberi olduğu..." yazıyor.

 Kaynak:

Işçi Partisi'nde yapılan aramalarda ortaya çıkan ve Ergenekon iddianamesinin 416 numaralı delil klasöründe yer alan 10 sayfalık belge.


"Özdemir Sabancı suikastını Susurluk'taki

kazada ölen Abdullah Çatlı ile Özel Kuvvetler Komutanlığı içindeki Amerikancı subayların

organize ettiği belirtiliyor.

Cinayetin Dev-Sol'un üzerine kalacak şekilde

düzenlendiği anlatılıyor.

DHKP-C lideri Dursun Karataş'ın para

karşılığında olayı üstlendiği anlatılan belgede..."

Belge 10 sayfadan ibaret.

















Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

PKK - ABDULLAH ÖCALAN (TÜRKÇE)

Abdullah Öcalan , PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) kurucusu ve lideridir. Türkiye’de ve birçok ülkede PKK terör örgütü olarak kabul edilir. Öcalan, Türkiye’de yargılanmış ve çeşitli ağır suçlardan hüküm giymiştir. Türkiye’de Mahkemece Sabit Görülen Başlıca Suçlar Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak Türk Ceza Kanunu’nun en ağır suçlarından biridir. Silahlı örgüt yoluyla Türkiye’den toprak koparmaya teşebbüs kapsamında değerlendirilmiştir. Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek PKK’nın kurucusu ve lideri olarak örgütün tüm faaliyetlerinden sorumlu tutulmuştur. Binlerce kişinin ölümüne neden olan eylemleri planlamak ve talimat vermek Sivil, asker ve güvenlik görevlilerine yönelik saldırılar dahil. Silahlı isyan ve terör faaliyetlerini sevk ve idare etmek Türkiye içinde ve sınır ötesinde yürütülen silahlı faaliyetler. Adam öldürmeye azmettirme (çok sayıda olay kapsamında) Doğrudan değil, örgüt lideri sıfatıyla emir ve talimat yoluyla. Silahlı saldırılar, b...

Fotokopinin fotokopisi bir sözde diploma

  Noter ve Diploma İddiaları Türkiye siyasi tarihinin en tartışmalı dosyalarından biri, kuşkusuz 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) sunulan üniversite diploması belgeleridir. Aradan geçen yıllara rağmen tazeliğini koruyan bu iddialar, sadece bir "eğitim durumu" sorgulaması değil, aynı zamanda hukuk, noterlik mevzuatı ve bürokratik işlemler yumağı haline gelmiş durumda. Bugün, bu iddiaların merkezinde yer alan o "noter tasdikli" belgeyi ve işlem sürecindeki soru işaretlerini mercek altına alıyoruz. İddiaların Odağındaki İşlem Akışı İddiaya göre süreç, hukuki usullerin dışına çıkan bir dizi olayla şekilleniyor: • Aslı Olmayan Fotokopi: İddianın temelinde, YSK'ya sunulan belgenin aslında bir diplomanın orijinali değil, "sahte olduğu öne sürülen" bir belgenin fotokopisi olduğu yatıyor. • Yetkisiz Teslimat: Belgenin, resmi bir vekaleti veya bu işlemi yapmaya hukuki yetkisi bulunmayan bir şoför aracılığıyla notere...

kemal kılıçdaroğlu

Diyor ki; “arınmamız lazım” sözde kendisi çok temizmiş ya… Tüm hayatı boyunca sadece iyilik yapmış biri gerçekten iyi midir? Hiç kötülük yapmamış biri gerçekten iyi midir? Gerçek iyi gerektiğinde iyilik için kötülük yapabilendir. Sırf sen ellerini kirletmeyeceksin diye masum insanlar cehennemde yanıyor. Bu senin temiz olduğun anlamına gelmiyor bu senin bencil olduğun anlamına geliyor. Masum insanlar cehennemde yanarken ben iyi olmayı bırakıp elimi pisliğe daldırınca kötü mü oluyorum? Yoksa fedakar mı?! Sen üstünü başını temiz tut aman kirlenmesin ellerin! Kuralların herkes için eşit işlemediği bir dünyada yaşıyoruz. Bazıları için hukuk vardır; bazıları için ise hukuk, yalnızca başkalarına uygulanacak bir araçtır. Bir taraf en küçük hatasında cezalandırılırken, diğer taraf neredeyse sınırsız bir özgürlüğe sahiptir. Böyle bir düzende rekabet adil değildir; zarlar en başından hilelidir. İşte bu yüzden insan kendine şu soruyu sormaya başlar: Böyle bir ortamda ahlaklı kalmak gerçekten erdem...