Ana içeriğe atla

Maddi Cimrilikten Daha Tehlikelisi: Manevi Cimrilik

 Cimrilik denildiğinde çoğu insanın aklına önce para gelir. Harcamaktan kaçınan, paylaşmayı sevmeyen, sürekli hesabını yapan insanlar düşünülür. Oysa ben cimriliğin sadece maddi bir davranış biçimi olmadığını düşünüyorum. Hatta çoğu zaman asıl yıpratıcı olan, maddi cimrilik değil manevi cimriliktir.


Çünkü bazı insanlar sadece paralarında cimri değildir; emeklerinde, anlayışlarında, fedakârlıklarında, sevgilerinde ve ilişkide üstlenmeleri gereken yüklerde de cimridir. Manevi cimrilik, bir insanın yaptığı her şeyi görünmez bir terazide tartmasıdır. Sürekli hesap yapması, verdiğinin karşılığını mutlaka istemesi, hiçbir iyiliği karşılıksız yapamamasıdır. Ve emin olun, maddi cimrilik çoğu zaman bunun yanında daha masum kalır.


Manevi cimrilik ilişkilerde insanı çok zor durumlara sokar. Çünkü sevginin, emeğin ve bağlılığın olduğu yerde muhasebe başlarsa, huzur yavaş yavaş biter. Eve geldiğinizde bir eşin “Ben yemek yaptım, sen de bulaşıkları yıkamak zorundasın” demesi, bana göre bunun örneklerinden biridir. Çünkü burada sadece iş bölümü değil, aynı zamanda zihinsel bir hesap vardır. “Ben bunu yaptım, karşılığında sen de bunu yapacaksın” mantığı vardır. Yapılan şeyin karşılığı alınmadan rahat edilemeyen bir ilişki dili vardır.


Oysa cömert insanlar böyle değildir. Cömert insanlar sevdiklerine verirken sürekli hesap tutmaz. Verdiklerini bir yatırım gibi görmez, karşılığını anında tahsil etmeye çalışmaz. Üstelik bu cömertlik yalnızca maddi değil, manevi anlamda da kendini gösterir. Cömert insan rahatlatır. İlişkiyi kasmaz, boğmaz, yormaz. Sevdiği insana bazen fazlasını verir ve bunu bir kayıp gibi görmez.


Cimri insanlar ise hayatın her aşamasında yaptıkları iç muhasebeyle ilişkilerini zorlaştırırlar. Her şeyin hesabını tutarlar: Ben bunu yaptım, o ne yaptı? Ben yoruldum, o da yorulsun. Ben verdim, o da versin. Bu bakış açısı ilişkileri ortak bir huzur alanı olmaktan çıkarır, küçük küçük hesapların yürüdüğü bir pazarlığa dönüştürür.


Burada mesele kadın ve erkek arasında kaba bir üstünlük kurmak değil, aynı hayatın içinde farklı yüklerin ve farklı rollerin bulunduğunu kabul etmektir. Kadın ve erkek elbette eşittir; ama aynı değildir. Aynı yeteneklere, aynı eğilimlere, aynı dayanıklılık biçimlerine sahip olmak zorunda da değildir. Hayatta ve ilişkide her şeyin matematiksel bir simetriyle işlemesi gerekmez.


Biz erkekler bazen hayatı futboldan örneklerle düşünürüz. Bir futbol takımında herkes aynı işi yapmaz. Kaleci kalesini korur, stoper savunmayı toplar, orta saha oyunu kurar, kanatlar koşar, santrfor gol arar. Bir kaleciden aynı zamanda gidip gol atması beklenmez. Bir santrfordan da her pozisyonda kendi kalesine dönüp top çıkarması istenmez. Takım olmak, herkesin aynı şeyi yapması değil; herkesin gücüne, rolüne ve sorumluluğuna göre katkı vermesidir.


Bir erkek evinin kirasını ödüyorsa, faturalarını karşılıyorsa, çocuklarına iyi bir eğitim imkânı sunuyorsa, hayatın ağır maddi yükünü omuzluyorsa; eve geldiğinde bulaşıkları da illa onun yıkaması gerektiğini söylemek her zaman adalet anlamına gelmez. Çünkü şu soru önemlidir: Bu adam eve geldiğinde karısına “Ben kirayı ödedim, önümüzdeki ay sen ödeyeceksin” mi diyor? “Ben faturaları yatırdım, sıradaki senden” mi diyor? Bunu diyen erkekler elbette vardır, ama bunun çok yaygın bir tavır olduğunu düşünmüyorum.


O halde şu soruyu sormak gerekir: Evi maddi olarak ayakta tutan, üzerine bir de evde yeni görevlerle karşılaşan adam mı cimridir; yoksa bu maddi yükü omuzlamadan, ev içindeki her işi karşılıklı borç ilişkisine çeviren kişi mi? Eşitlik demek, her durumda aynı işi yapmak mıdır? Yoksa herkesin taşıdığı yükü, verdiği emeği ve sunduğu katkıyı hakkaniyetle görmek midir?


Elbette burada önemli bir ayrım var. Eğer kadın da çalışıyor, eve maddi katkı sağlıyor, dışarıdaki yükü de paylaşıyorsa; o zaman erkeğin evde daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerekir. O zaman “Sen de bulaşık yıkamalısın” sözü haksızlık değil, hakkaniyet olur. Bu durumda evin geçimine katkı sağlayan kadının bir de eve gelip yemek yapması, bulaşık yıkaması, temizlik yapması ve çocuklarla tek başına ilgilenmesi; bu kez erkeğin manevi cimriliğini gösterir. Çünkü cömert bir erkek, karısını bu kadar yormaz. Yük paylaşmayı bilir, rahatlatmayı bilir, sevdiği insanın omzundaki ağırlığı fark eder.


Yani mesele kadın ya da erkek tarafını koşulsuz savunmak değildir. Mesele, ilişkilerde kimin cömert, kimin cimri davrandığını görebilmektir. Ve bu sadece para ile ölçülmez. Asıl ölçü, insanın sevgide, emekte, anlayışta, fedakârlıkta ve yük almada ne kadar bonkör olduğudur.


Cömert insan ilişkiye huzur getirir. Cimri insan ise bitmeyen bir hesap defteri getirir. Biri yük alır, diğeri yük sayar. Biri rahatlatır, diğeri daraltır. Biri sevdiği insanı korur, diğeri sevdiği insanla bile pazarlık eder.


Bu yüzden ben manevi cimriliğin, maddi cimrilikten çok daha tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Çünkü para paylaşılmadığında cebiniz daralır; ama sevgi, emek ve anlayış paylaşılmadığında ruhunuz daralır.


Hepinize maddi değil sadece, manevi olarak da cömert eşler diliyorum.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

PKK - ABDULLAH ÖCALAN (TÜRKÇE)

Abdullah Öcalan , PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) kurucusu ve lideridir. Türkiye’de ve birçok ülkede PKK terör örgütü olarak kabul edilir. Öcalan, Türkiye’de yargılanmış ve çeşitli ağır suçlardan hüküm giymiştir. Türkiye’de Mahkemece Sabit Görülen Başlıca Suçlar Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak Türk Ceza Kanunu’nun en ağır suçlarından biridir. Silahlı örgüt yoluyla Türkiye’den toprak koparmaya teşebbüs kapsamında değerlendirilmiştir. Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek PKK’nın kurucusu ve lideri olarak örgütün tüm faaliyetlerinden sorumlu tutulmuştur. Binlerce kişinin ölümüne neden olan eylemleri planlamak ve talimat vermek Sivil, asker ve güvenlik görevlilerine yönelik saldırılar dahil. Silahlı isyan ve terör faaliyetlerini sevk ve idare etmek Türkiye içinde ve sınır ötesinde yürütülen silahlı faaliyetler. Adam öldürmeye azmettirme (çok sayıda olay kapsamında) Doğrudan değil, örgüt lideri sıfatıyla emir ve talimat yoluyla. Silahlı saldırılar, b...

Fotokopinin fotokopisi bir sözde diploma

  Noter ve Diploma İddiaları Türkiye siyasi tarihinin en tartışmalı dosyalarından biri, kuşkusuz 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) sunulan üniversite diploması belgeleridir. Aradan geçen yıllara rağmen tazeliğini koruyan bu iddialar, sadece bir "eğitim durumu" sorgulaması değil, aynı zamanda hukuk, noterlik mevzuatı ve bürokratik işlemler yumağı haline gelmiş durumda. Bugün, bu iddiaların merkezinde yer alan o "noter tasdikli" belgeyi ve işlem sürecindeki soru işaretlerini mercek altına alıyoruz. İddiaların Odağındaki İşlem Akışı İddiaya göre süreç, hukuki usullerin dışına çıkan bir dizi olayla şekilleniyor: • Aslı Olmayan Fotokopi: İddianın temelinde, YSK'ya sunulan belgenin aslında bir diplomanın orijinali değil, "sahte olduğu öne sürülen" bir belgenin fotokopisi olduğu yatıyor. • Yetkisiz Teslimat: Belgenin, resmi bir vekaleti veya bu işlemi yapmaya hukuki yetkisi bulunmayan bir şoför aracılığıyla notere...

kemal kılıçdaroğlu

Diyor ki; “arınmamız lazım” sözde kendisi çok temizmiş ya… Tüm hayatı boyunca sadece iyilik yapmış biri gerçekten iyi midir? Hiç kötülük yapmamış biri gerçekten iyi midir? Gerçek iyi gerektiğinde iyilik için kötülük yapabilendir. Sırf sen ellerini kirletmeyeceksin diye masum insanlar cehennemde yanıyor. Bu senin temiz olduğun anlamına gelmiyor bu senin bencil olduğun anlamına geliyor. Masum insanlar cehennemde yanarken ben iyi olmayı bırakıp elimi pisliğe daldırınca kötü mü oluyorum? Yoksa fedakar mı?! Sen üstünü başını temiz tut aman kirlenmesin ellerin! Kuralların herkes için eşit işlemediği bir dünyada yaşıyoruz. Bazıları için hukuk vardır; bazıları için ise hukuk, yalnızca başkalarına uygulanacak bir araçtır. Bir taraf en küçük hatasında cezalandırılırken, diğer taraf neredeyse sınırsız bir özgürlüğe sahiptir. Böyle bir düzende rekabet adil değildir; zarlar en başından hilelidir. İşte bu yüzden insan kendine şu soruyu sormaya başlar: Böyle bir ortamda ahlaklı kalmak gerçekten erdem...