Ana içeriğe atla

Gavur Mümin

 Mustafa Mümin Aksoy
Kendi inisiyatifi ile Yunan ordusuna sızmış,
karşılık beklemeden savaş planlarını gizlice Ankara'ya iletmiş,
bu esnada yaşadığı İzmirde yolda yürürken yüzüne tükürülmesine bile
aldırış etmemiş 
bir kahraman.


İşgal Yıllarının Casusu

"1917 yılında İzmir 17. Kolordu Komutanlığı emrine atandı. Kolordu İnzibat Bölük Komutanlığı'nda, İzmir Körfezi Kösten Adası Piyade Muhafız Bölük Komutanlığı'nda, 17. Kolordu Merkez Taburu, 2. Bölük Komutanlığı'nda ve 17. Kolordu Karargâhında çalıştı. Jandarma Genel Komutanlığı'nın 1 Mart 1919 tarihli ve 2977 sayılı emri ile kesin olarak Jandarma sınıfına geçirildi. İzmir Jandarma Alay Komutanlığı emrine verildi. Bu görevi sonucu, Mart 1920 tarihine kadar İzmir Jandarma Alayı Mülhaklığı'nda bulundu."²¹ "15 Mayıs 1919 günü Yunanlılar İzmir'i işgal ettiğinde diğer alaylar gibi Mümin Bey’in alayının da İzmir'i terk etmesi istenmişti. Ancak, bir miras meselesi için Burdur’a gitmek için izin alan Mümin Efendi, izinden sonra birliğine dönmemiş, bunun üzerine 21 Mart 1921 tarihi itibariyle jandarma ile ilişiği kesilmişti. İzmir’in işgal yıllarındaki belediye reisi Hacı Hasan Bey’in dayısı olması sayesinde işgalcilerle yakın ilişkiler kurma şansına sahip olmuştu. Hacı Hasan Bey, İşgal Güçleri Komutanlığı’nın Yunanistan’dan getirdiği Giritli Naipzade Ali Bey’in yardımcısıydı ve kendi ifadesine göre bu görevi Türklere yardımcı olabilmek için üstlenmişti. İşgalcilere sempatik görünmek için fötr şapka ile dolaşan Mümin Bey’e bu zorlu görevinde yardım edenler İzmir'de Şark gazetesini çıkaran Halil Zeki (Osma) ve İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendi ile İzmir Gümrük Müdürlüğü’nde görevli Fadıl (Dokuzeylül) Bey idi."²²

"Bir süre sivil bir şekilde İzmir'de ikamet ettikten sonra göreve geri döndü. Jandarma Üsteğmeni Mümin, Padişah Vahdettin ve İstanbul hükümetine bağlı bir eski subay görünümünde Yunan işgal komutanlığı ile yakın ilişkiye girdi. İşbirlikçi bir Osmanlı subayı olarak ünlendi. Kendi halkı ona "Gâvur Mümin" şeklinde küçültücü bir lakabı uygun buldu. Yunan makamlarıyla yakın ilişki içinde olan dayısı İzmir Belediye Reisi Hacı Hasan Paşa'nın varlığı, Mümin Bey'in Yunan çevrelerine sızmasına imkan tanıdı. O artık Ankara'daki Milli Mücadele cephesinin, hatta bizzat Mustafa Kemal Paşa'nın özel istihbarat elemanıydı."²³

  "Mümin Bey, çok uzun bir süre akıl almaz bir faaliyet içinde kendine bağlı küçük ama etkisi güçlü bir istihbarat ağını da yöneterek çok önemli görevler üstlendi. Kurtuluş Savaşı'nın son döneminde Konya Delibaş İsyanı asilerinden Bozkırlı Hacı Mustafa'nın oğlu Hacı Halil Fuat'ın ihbarı üzerine Yunan istihbaratı tarafından fark edilen Mümin Bey, tevkif edilerek idam istemi ile Yunan Askeri Mahkemesi'ne çıkarıldı. İdama mahkum edildi. Ancak Türk makamlarının elinde bulunan Yunan esirlerin akıbeti gündeme gelince ölünceye kadar cezaevinde kalması kararlaştırıldı. Atina'ya götürüldü. Mora Yarımadası'nın güney doğusunda bulunan Palamidi Zindanı'na, sonra Atina yakınında Palis Strataus Hapishanesi'ne atıldı."²⁴

Türk-Yunan esir değişimi sırasında Mustafa Kemal Paşa'nın emri ile bir yıldır esir tutulan Yunan Orduları Başkumandanı Trikopis ile değiştirildi.²⁵

  "5 Nisan 1923'te özgürlüğüne kavuşan ve doğduğu şehir olan İzmir'e geri dönen Mümin Bey, yetkili makamlarca resmen sorgulandı ve istihbarat elemanı olduğunu hukuken ispatladı. Rütbesi ve jandarma subaylığı görevi iade edildi. 30 Eylül-Ocak 1926 arasında İzmir İl Jandarma Komutanlığı'nda görev yaptı. 1 Mart 1921'den itibaren yüzbaşılığa, 30 Ağustos 1923'te binbaşılığa, 30 Ağustos 1942'de yarbaylığa, 30 Ağustos 1946'da Albaylık rütbesine yükseltildi. Uzun süre Doğu illerinde görev yaptı."²⁶

"Hakkâri'ye göreve giderken 4 Eylül 1946'da Hakkâri ile Van arasındaki 3350 rakımlı Nebrinav Yaylası'nda otomobili bozulduğundan geceyi orada geçirmek zorunda kaldı ve zatürreye yakalandı. Van Askerî Hastanesi'nden altı ay hava değişimi aldı. Van Jandarma Bölge Komutanlığı emrine atanan Albay Mümin Aksoy hastalığı sebebiyle bu göreve başlayamadı. 13 Haziran 1947'de İzmir Askerî Hastanesi'nden yeniden altı ay hava değişimi aldı. Hastalığı tüberküloza döndüğünden Yakacık Sanatoryumuna yatırıldı. 24 Kasım 1947'de Sanatoryumdan ayrılan Albay Mümin Aksoy 24 Ocak 1948'de İzmir'de yaşamını yitirdi. Mirasçısı olmadığından kız kardeşi İhsan Aksoy'a 3500 lira ödenmiş fakat maaş bağlanmamıştır."²⁷
https://www.istiklaltarih.com/post/g%C3%A2vur-m%C3%BCmin-ya%C5%9Far-m%C3%BCmin-aksoy

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

PKK - ABDULLAH ÖCALAN (TÜRKÇE)

Abdullah Öcalan , PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) kurucusu ve lideridir. Türkiye’de ve birçok ülkede PKK terör örgütü olarak kabul edilir. Öcalan, Türkiye’de yargılanmış ve çeşitli ağır suçlardan hüküm giymiştir. Türkiye’de Mahkemece Sabit Görülen Başlıca Suçlar Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak Türk Ceza Kanunu’nun en ağır suçlarından biridir. Silahlı örgüt yoluyla Türkiye’den toprak koparmaya teşebbüs kapsamında değerlendirilmiştir. Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek PKK’nın kurucusu ve lideri olarak örgütün tüm faaliyetlerinden sorumlu tutulmuştur. Binlerce kişinin ölümüne neden olan eylemleri planlamak ve talimat vermek Sivil, asker ve güvenlik görevlilerine yönelik saldırılar dahil. Silahlı isyan ve terör faaliyetlerini sevk ve idare etmek Türkiye içinde ve sınır ötesinde yürütülen silahlı faaliyetler. Adam öldürmeye azmettirme (çok sayıda olay kapsamında) Doğrudan değil, örgüt lideri sıfatıyla emir ve talimat yoluyla. Silahlı saldırılar, b...

Fotokopinin fotokopisi bir sözde diploma

  Noter ve Diploma İddiaları Türkiye siyasi tarihinin en tartışmalı dosyalarından biri, kuşkusuz 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) sunulan üniversite diploması belgeleridir. Aradan geçen yıllara rağmen tazeliğini koruyan bu iddialar, sadece bir "eğitim durumu" sorgulaması değil, aynı zamanda hukuk, noterlik mevzuatı ve bürokratik işlemler yumağı haline gelmiş durumda. Bugün, bu iddiaların merkezinde yer alan o "noter tasdikli" belgeyi ve işlem sürecindeki soru işaretlerini mercek altına alıyoruz. İddiaların Odağındaki İşlem Akışı İddiaya göre süreç, hukuki usullerin dışına çıkan bir dizi olayla şekilleniyor: • Aslı Olmayan Fotokopi: İddianın temelinde, YSK'ya sunulan belgenin aslında bir diplomanın orijinali değil, "sahte olduğu öne sürülen" bir belgenin fotokopisi olduğu yatıyor. • Yetkisiz Teslimat: Belgenin, resmi bir vekaleti veya bu işlemi yapmaya hukuki yetkisi bulunmayan bir şoför aracılığıyla notere...

kemal kılıçdaroğlu

Diyor ki; “arınmamız lazım” sözde kendisi çok temizmiş ya… Tüm hayatı boyunca sadece iyilik yapmış biri gerçekten iyi midir? Hiç kötülük yapmamış biri gerçekten iyi midir? Gerçek iyi gerektiğinde iyilik için kötülük yapabilendir. Sırf sen ellerini kirletmeyeceksin diye masum insanlar cehennemde yanıyor. Bu senin temiz olduğun anlamına gelmiyor bu senin bencil olduğun anlamına geliyor. Masum insanlar cehennemde yanarken ben iyi olmayı bırakıp elimi pisliğe daldırınca kötü mü oluyorum? Yoksa fedakar mı?! Sen üstünü başını temiz tut aman kirlenmesin ellerin! Kuralların herkes için eşit işlemediği bir dünyada yaşıyoruz. Bazıları için hukuk vardır; bazıları için ise hukuk, yalnızca başkalarına uygulanacak bir araçtır. Bir taraf en küçük hatasında cezalandırılırken, diğer taraf neredeyse sınırsız bir özgürlüğe sahiptir. Böyle bir düzende rekabet adil değildir; zarlar en başından hilelidir. İşte bu yüzden insan kendine şu soruyu sormaya başlar: Böyle bir ortamda ahlaklı kalmak gerçekten erdem...