Ana içeriğe atla

Erdoğan’ın ağzına almadığı o söz!

 Her şeyin bir akını bir karasını dillendiren adam Recep Tayyip Erdoğan… ama asla “Ne mutlu Türküm diyene” diyemeyen bir Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı olarak çok çok rahatsız edici bir profil sergiliyor.


Recep Tayyip Erdoğan, siyasi hayatı boyunca Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet devrimleri ve laiklik anlayışının karşısında oldu. Bu sebeple siyasi yaşamı boyunca “Ne mutlu Türküm diyene” sözünü hiç kullanmadı.

Siyaseten fayda elde edebilmek için neredeyse her şeyi söylediği halde sadece bu laftan kaçınması onun gerçek karakterini açığa çıkarmaktadır.

Benim inancıma göre, bugüne kadar okuduklarım, öğrendiklerim ve yorumlamalarıma dayanarak söyleyebilirim ki, “Ne mutlu Türküm diyene” ifadesi bir ırkın üstünlüğünü övmemektedir.


Bu söz, ilk kez Cumhuriyet’in onuncu yıl kutlamalarında Mustafa Kemal Atatürk tarafından dile getirilmiştir. Söylendiği bağlam incelendiğinde; Cumhuriyet devrimleri, Kurtuluş Savaşı zaferi ve Türk milletinin bu süreçlere verdiği destek övülmektedir.


Kısaca ifade etmek gerekirse: “Ne mutlu ki Türk milleti Kurtuluş Savaşı’nı yaptı, ne mutlu ki Türk milleti Cumhuriyeti kurdu, ne mutlu ki Türk milleti Cumhuriyet devrimlerini gerçekleştirdi.”


Ancak ne yazık ki, Atatürk ve Cumhuriyet karşıtları, “Ne mutlu Türküm diyene” sözünü bir ırk üstünlüğünü övmek amacıyla kullanıldığı yönünde eleştirmektedir. Oysaki bu ifade, Türk milletinin kafatası ölçüleri, kemik yapısı, göz rengi, saç rengi, ten rengi ya da genetik yapısının gücü ilgili değildir.


“Ne mutlu Türküm diyene” ifadesi, bir gayretin, bir başarının övgüsüdür; bir emeğin sonucundaki sevinç ve rahatlamanın ifadesidir.


Bunu basit bir örnekle açıklayabiliriz: Bir evin babası ailesiyle sohbet ederken şöyle diyebilir:

“Evimizi aldık, arabamızı aldık, çocuklarımızı evlendirdik. Ne mutlu bize!”


İşte Mustafa Kemal Atatürk de aynı şekilde ifade etmiştir:

“Kurtuluş Savaşı’nı yaptık, Cumhuriyetimizi kurduk, Cumhuriyet devrimlerimizi gerçekleştirdik. Ne mutlu bize!”


Ben, etnik olarak Zaza kökenli bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, “Ne mutlu Türküm diyene” sözünden gurur duyuyorum. Söylenmesinden hiç rahatsız olmuyorum ve tam anlamıyla hak veriyorum:


Ne mutlu Türküm diyene!


Ne mutlu Türküm diyene diyemeyenlerin Cumhuriyetle sorunu olduğu apaçıktır.


Cumhuriyet’e liderlik etmeleri beklenemez. 

Cumhuriyetin faydasına iş yapmaları beklenemez.


Çünkü onlar yalandan bile olsa Cumhuriyet kurulduğu için mutlu olduklarını asla ifade etmemişlerdir. 

Onlar Cumhuriyet kurulduğu için mutlu olanlardan değillerdir.

Onların sorunu Cumhuriyettir.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

PKK - ABDULLAH ÖCALAN (TÜRKÇE)

Abdullah Öcalan , PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) kurucusu ve lideridir. Türkiye’de ve birçok ülkede PKK terör örgütü olarak kabul edilir. Öcalan, Türkiye’de yargılanmış ve çeşitli ağır suçlardan hüküm giymiştir. Türkiye’de Mahkemece Sabit Görülen Başlıca Suçlar Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak Türk Ceza Kanunu’nun en ağır suçlarından biridir. Silahlı örgüt yoluyla Türkiye’den toprak koparmaya teşebbüs kapsamında değerlendirilmiştir. Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek PKK’nın kurucusu ve lideri olarak örgütün tüm faaliyetlerinden sorumlu tutulmuştur. Binlerce kişinin ölümüne neden olan eylemleri planlamak ve talimat vermek Sivil, asker ve güvenlik görevlilerine yönelik saldırılar dahil. Silahlı isyan ve terör faaliyetlerini sevk ve idare etmek Türkiye içinde ve sınır ötesinde yürütülen silahlı faaliyetler. Adam öldürmeye azmettirme (çok sayıda olay kapsamında) Doğrudan değil, örgüt lideri sıfatıyla emir ve talimat yoluyla. Silahlı saldırılar, b...

Fotokopinin fotokopisi bir sözde diploma

  Noter ve Diploma İddiaları Türkiye siyasi tarihinin en tartışmalı dosyalarından biri, kuşkusuz 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) sunulan üniversite diploması belgeleridir. Aradan geçen yıllara rağmen tazeliğini koruyan bu iddialar, sadece bir "eğitim durumu" sorgulaması değil, aynı zamanda hukuk, noterlik mevzuatı ve bürokratik işlemler yumağı haline gelmiş durumda. Bugün, bu iddiaların merkezinde yer alan o "noter tasdikli" belgeyi ve işlem sürecindeki soru işaretlerini mercek altına alıyoruz. İddiaların Odağındaki İşlem Akışı İddiaya göre süreç, hukuki usullerin dışına çıkan bir dizi olayla şekilleniyor: • Aslı Olmayan Fotokopi: İddianın temelinde, YSK'ya sunulan belgenin aslında bir diplomanın orijinali değil, "sahte olduğu öne sürülen" bir belgenin fotokopisi olduğu yatıyor. • Yetkisiz Teslimat: Belgenin, resmi bir vekaleti veya bu işlemi yapmaya hukuki yetkisi bulunmayan bir şoför aracılığıyla notere...

kemal kılıçdaroğlu

Diyor ki; “arınmamız lazım” sözde kendisi çok temizmiş ya… Tüm hayatı boyunca sadece iyilik yapmış biri gerçekten iyi midir? Hiç kötülük yapmamış biri gerçekten iyi midir? Gerçek iyi gerektiğinde iyilik için kötülük yapabilendir. Sırf sen ellerini kirletmeyeceksin diye masum insanlar cehennemde yanıyor. Bu senin temiz olduğun anlamına gelmiyor bu senin bencil olduğun anlamına geliyor. Masum insanlar cehennemde yanarken ben iyi olmayı bırakıp elimi pisliğe daldırınca kötü mü oluyorum? Yoksa fedakar mı?! Sen üstünü başını temiz tut aman kirlenmesin ellerin! Kuralların herkes için eşit işlemediği bir dünyada yaşıyoruz. Bazıları için hukuk vardır; bazıları için ise hukuk, yalnızca başkalarına uygulanacak bir araçtır. Bir taraf en küçük hatasında cezalandırılırken, diğer taraf neredeyse sınırsız bir özgürlüğe sahiptir. Böyle bir düzende rekabet adil değildir; zarlar en başından hilelidir. İşte bu yüzden insan kendine şu soruyu sormaya başlar: Böyle bir ortamda ahlaklı kalmak gerçekten erdem...