Ana içeriğe atla

Atatürk'ün hayatını kurtaran Ermeniler.

 Atatürk'ü 1919'da ölümden kurtaran Ermeni asıllı Türk vatandaşı Berç Keresteciyan Türker adına, ölümünden 50 yıl sonra Rotary 2420'nci Bölge Guvernörlüğü tarafından onur belgesi verildi. Mustafa Kemal Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktığı geminin torpilleneceğini gizlice haber veren dönemin Osmanlı Bankası Genel Müdürü Berç Keresteciyan Türker'in onur belgesini, dün Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda düzenlenen törende Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob 2'nin vekili Krikor Damadyan teslim aldı. Törende, tarihçi, yazar Cemal Kutay ve Türk dostu olarak bilinen ABD'li tarihçi, Prof. Dr. Justin McCarthy'ye de ‘‘Tarihi yapanlara sadık kalarak yazanlar ödülü’’ sunuldu. Prof. Dr. McCarthy sözde Ermeni soykırımına karşı, uzun vadeli savaş verilmesi gerektiğini belirterek, ‘‘Yalanlarla uğraşmak kolay değildir. Hata yapılırsa, belki sizin torunlarınız Erzurum, Kars ve Van'ı vermek zorunda kalacak’’ dedi.

Bandırma vapurunun torpilleneceğini haber verdi

Berç Keresteciyan Türker 1870 İstanbul doğumlu. Galatasaray ve Robert Kolej okullarında okudu. Çok iyi Osmanlıca, Fransızca, Ermenice, İngilizce, Rumca, Almanca, İtalyanca ve İspanyolca öğrendi. Mütarekede Osmanlı Bankası Müdürü ve Hilal-i Ahmer (Kızılay) Cemiyeti ikinci başkanı olarak görev yaptı. İstiklal Savaşı'nda sağlık malzemelerini takalarla İnebolu'ya taşıyanların başındaydı. 1919 yılı Mayıs ayında Atatürk ve arkadaşları deniz yoluyla Samsun'a gidecekleri sırada Berç Türker, Mustafa Kemal Paşa'ya, avukatı Sadeddin Ferit Bey (Talay) aracılığıyla, İngilizler’in Karadeniz'de gemiyi torpilleyeceğini gizlice haber verdi. Bunun üzerine Bandırma vapuru bilinen rotadan çıkarak kıyıdan seyretti. Sakarya savaşında kullanılan topların sökülmüş ateşleme mekanizmaları Türker'in borç verdiği 15 bin liralık şahsi tasarrufu ile Teşkilat-ı Mahsusa tarafından gizlice geri alındı.

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/ataturku-kurtaran-ermeniye-odul-39246084



1905 yılıydı…

Osmanlı’nın kendi emrindeki Ordu birliklerine olan hakimiyeti azalmıştı. Çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğunun bütçesi borç batağında, ekonomi de Duyun-i Umumiye kıskacında olduğu için askerlere ve subaylara yeterli maaş ödeyemiyor veya geç ödüyordu. Bazı kötü niyetli askerler de halk üzerine baskı kurarak haraç ve rüşvet gibi yasadışı işlere yöneliyorlardı. Osmanlı Ordusunda bunun adı “Talan Edilmiş Mallar”

Yani “Emvali Mağsube” idi.

İşte o yıllarda genç Mustafa Kemal bu duruma düşmüş Osmanlı 5’nci Ordu Komutanlığına tayin, aslında sürgün edilmişti. Şam’da göreve başladıktan 4 ay kadar sonra emrindeki 5’nci Ordu Komutanlığı Havran bölgesinde göreve gitmişti. Ama Mustafa Kemal’i götürmek istememişlerdi. Çünkü O, Ordu içindeki bu haraç ve rüşvet işini engellemeye çalışıyor ve güçlük çıkartıyordu.

Bu konuda ölüm tehditleri bile almıştı.

Ama O dinlemedi ve kendi inisiyatifini kullanarak arkadaşı Müfit ile birlikte Ordunun peşinden gitti. Göreve giden birlikler Şemiskin’de karargah kurmuştu. Şemiskin sırtlarında onlara yetişti. Peşlerinden gelen Mustafa Kemal ve arkadaşı Müfit’i aralarına almak zorunda kalmışlardı. Ama yemek, battaniye v.s. vermemişlerdi.

Hatta çadır bile verilmedi.

Ayrıca sürgün oldukları için de kimse bakmıyordu yüzlerine. İki arkadaş aç ve açıkta ortada kalakaldılar. Sonunda, gece olduğunda bir er, onlara gizlice kendi çadırını vererek yardımcı oldu. Altlarına saman çuvalı serdi. Yoksa Şemiskin’de, Havran’ın soğuk gecelerinde, hastalanıp kalacaklardı. Mustafa Kemal ve arkadaşı Müfit, Şam 5’nci Ordunun yaptığı bu yağma ve talanın ne kadar büyük çapta olduğunu o görevde anlamışlardı. Bunu yapanlar ordunun içindeki vatan hainleriydi. Mustafa Kemal’in buna karşı mücadele etmesi birlikteki bazı çıkar gruplarının menfaatine dokunuyordu. İşte o sıralar Mustafa Kemal erlerin mektuplarını okuyup yazan bir askerden çokça söz edildiğini duydu. Okuryazar ve yardımsever bu askeri çağırıp onla tanıştı. Aksaraylı idi. Sıkıntısı olan herkesin yardımına koşardı. Ailesi onu Konya’da kolejde okutmuş ve ardından askere göndermişti. Mustafa Kemal onunla tanıştıktan sonra onu yanına aldı.

Bir gece çadırında uyuyordu.

Asker de gece uyanmış ve tuvalete çıkmıştı. Kendi çadırı, Mustafa Kemal’in çadırına yakındı. Çadırdan birkaç adım ileri gidince Mustafa Kemal’in çadırının üzerinde gölgeler gördü. Hemen anladı ve telaşlandı. Mustafa Kemal’i öldürmek için çadırını basıyorlardı. Saldırganların Mustafa Kemal’in bulunduğu çadıra bıçak ve süngü ile saldırdıkları anda “Ayak sesleri var” diye yüksek sesle bağırdı. Ve hemen saldırganların üzerine atladı. Onlarla boğuşmaya başladı. Sesleri duyan Mustafa Kemal hemen uyandı ve dışarı çıktı. Ancak saldırganlar kaçmış ve karanlıkta kayıplara karışmıştı. Asker ise kolundan yaralanmış ve saldırıyı engellemişti. Kendini feda ederek cansiperane çarpışan bu askerin adı;

Garabed Tombalyan’dı.

Ve bir Ermeni’ydi.

Aydın Keleşoğlu

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

PKK - ABDULLAH ÖCALAN (TÜRKÇE)

Abdullah Öcalan , PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) kurucusu ve lideridir. Türkiye’de ve birçok ülkede PKK terör örgütü olarak kabul edilir. Öcalan, Türkiye’de yargılanmış ve çeşitli ağır suçlardan hüküm giymiştir. Türkiye’de Mahkemece Sabit Görülen Başlıca Suçlar Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak Türk Ceza Kanunu’nun en ağır suçlarından biridir. Silahlı örgüt yoluyla Türkiye’den toprak koparmaya teşebbüs kapsamında değerlendirilmiştir. Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek PKK’nın kurucusu ve lideri olarak örgütün tüm faaliyetlerinden sorumlu tutulmuştur. Binlerce kişinin ölümüne neden olan eylemleri planlamak ve talimat vermek Sivil, asker ve güvenlik görevlilerine yönelik saldırılar dahil. Silahlı isyan ve terör faaliyetlerini sevk ve idare etmek Türkiye içinde ve sınır ötesinde yürütülen silahlı faaliyetler. Adam öldürmeye azmettirme (çok sayıda olay kapsamında) Doğrudan değil, örgüt lideri sıfatıyla emir ve talimat yoluyla. Silahlı saldırılar, b...

Fotokopinin fotokopisi bir sözde diploma

  Noter ve Diploma İddiaları Türkiye siyasi tarihinin en tartışmalı dosyalarından biri, kuşkusuz 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) sunulan üniversite diploması belgeleridir. Aradan geçen yıllara rağmen tazeliğini koruyan bu iddialar, sadece bir "eğitim durumu" sorgulaması değil, aynı zamanda hukuk, noterlik mevzuatı ve bürokratik işlemler yumağı haline gelmiş durumda. Bugün, bu iddiaların merkezinde yer alan o "noter tasdikli" belgeyi ve işlem sürecindeki soru işaretlerini mercek altına alıyoruz. İddiaların Odağındaki İşlem Akışı İddiaya göre süreç, hukuki usullerin dışına çıkan bir dizi olayla şekilleniyor: • Aslı Olmayan Fotokopi: İddianın temelinde, YSK'ya sunulan belgenin aslında bir diplomanın orijinali değil, "sahte olduğu öne sürülen" bir belgenin fotokopisi olduğu yatıyor. • Yetkisiz Teslimat: Belgenin, resmi bir vekaleti veya bu işlemi yapmaya hukuki yetkisi bulunmayan bir şoför aracılığıyla notere...

kemal kılıçdaroğlu

Diyor ki; “arınmamız lazım” sözde kendisi çok temizmiş ya… Tüm hayatı boyunca sadece iyilik yapmış biri gerçekten iyi midir? Hiç kötülük yapmamış biri gerçekten iyi midir? Gerçek iyi gerektiğinde iyilik için kötülük yapabilendir. Sırf sen ellerini kirletmeyeceksin diye masum insanlar cehennemde yanıyor. Bu senin temiz olduğun anlamına gelmiyor bu senin bencil olduğun anlamına geliyor. Masum insanlar cehennemde yanarken ben iyi olmayı bırakıp elimi pisliğe daldırınca kötü mü oluyorum? Yoksa fedakar mı?! Sen üstünü başını temiz tut aman kirlenmesin ellerin! Kuralların herkes için eşit işlemediği bir dünyada yaşıyoruz. Bazıları için hukuk vardır; bazıları için ise hukuk, yalnızca başkalarına uygulanacak bir araçtır. Bir taraf en küçük hatasında cezalandırılırken, diğer taraf neredeyse sınırsız bir özgürlüğe sahiptir. Böyle bir düzende rekabet adil değildir; zarlar en başından hilelidir. İşte bu yüzden insan kendine şu soruyu sormaya başlar: Böyle bir ortamda ahlaklı kalmak gerçekten erdem...