Benim dikkat çekici bulduğum, fakat doğrudan kanıtlanabilir olduğunu iddia etmediğim sembolik tespitlerden biri, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ile Türkiye’nin saat dilimi tercihi arasındaki olası anlam ilişkisiyle ilgilidir. Bana göre, 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’de yalnızca güvenlik politikaları, devlet refleksleri ya da dış politika dili değişmedi; aynı zamanda ülkenin yöneliminde sembolik bir kırılma da yaşandı. Bu kırılmanın en ilginç işaretlerinden biri olarak saat dilimi değişikliğini görüyorum.
Burada dikkat çekici olan zamanlama da özellikle önemlidir. 15 Temmuz darbe girişimi, 15 Temmuz 2016 gecesi yaşandı. Türkiye’nin yaz-kış saati uygulamasını fiilen bırakıp kalıcı UTC+3 düzenine geçtiği tarih ise 30 Ekim 2016’dır. Yani darbe girişiminden yalnızca yaklaşık üç buçuk ay sonra, Türkiye saat düzenini kalıcı biçimde değiştirmiş oldu. Benim açımdan bu tarihlerin birbirine bu kadar yakın olması, bu değişikliğin sadece teknik bir karar değil, aynı zamanda 15 Temmuz sonrasında şekillenen yeni devlet psikolojisinin ve yeni yön arayışının sembolik bir parçası olabileceği ihtimalini daha da ilginç hale getiriyor. Okuyucunun zihninde bu kronolojinin netleşmesi önemli; çünkü bazen bir kararın anlamı, sadece içeriğinde değil, hangi kırılmanın hemen ardından geldiğinde de saklıdır.
15 Temmuz 2016’ya kadar Türkiye, yılın belli dönemlerinde İsrail’in de içinde bulunduğu zaman kuşağıyla örtüşen bir saat sistemi kullanıyordu. Darbe girişiminden sonra ise Türkiye kalıcı olarak UTC+3 düzenine geçti; bu da sembolik olarak Rusya’nın kullandığı saat düzeniyle örtüşen bir çizgiye denk geliyor. Elbette saat dilimi değişikliği resmi olarak teknik, ekonomik ya da idari gerekçelerle açıklanabilir. Ancak ben bunun yalnızca pratik bir karar olmayabileceğini, aynı zamanda Türkiye’nin rota değişimini simgesel düzeyde yansıtıyor olabileceğini düşünüyorum.
Çünkü Türkiye’de iktidarın, 15 Temmuz darbe girişimini FETÖ yapılanmasıyla bağlantılı gördüğü ve bu yapının arkasında Batı dünyasının desteği ya da en azından hoşgörüsü bulunduğuna inandığı uzun zamandır bilinen bir siyasi yaklaşım var. Böyle bir bakış açısına sahip bir yönetimin, yaşanan travmatik kırılmadan sonra kendince yeni bir pozisyon alma ihtiyacı hissetmiş olması bana şaşırtıcı gelmiyor. Bu pozisyon alış, yalnızca diplomatik söylemde değil, semboller üzerinden de kendini göstermiş olabilir.
Bu yüzden saat dilimi değişikliğine yalnızca teknik bir düzenleme olarak bakmıyorum. Benim gözümde bu hamle, Türkiye’nin “eski ekseninden” uzaklaşıp başka bir jeopolitik ve psikolojik hatta yöneldiğini ima eden sembolik bir anlatım da olabilir. Yani bu karar, sadece saatin ayarlanması değil; aynı zamanda devlet aklının dünyaya verdiği örtük bir mesaj olarak da okunabilir: “Biz artık eski yerde durmuyoruz.”
Tekrar vurgulamak gerekir ki bunlar benim kişisel görüşlerim, kanıtlanmış iddialar değil. Fakat siyaset bazen sadece açık beyanlarla değil, sembollerle, tercihlerle ve görünüşte teknik duran kararlarla da konuşur. Bu yüzden 15 Temmuz sonrasında Türkiye’nin saat diliminde yaptığı kalıcı değişikliği, ülkenin yön değiştirmesinin küçük ama anlamlı bir sembolü olarak okumayı ilginç buluyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder